Dolar : Alış : 3.5583 / Satış : 3.5647
Euro : Alış : 3.8787 / Satış : 3.8857
mediclub
HAVA DURUMU
hava durumu

Diyarbakir24°CAz Bulutlu

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 19 Kategoride 12512 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

Cemiloğlu: “Dejavu yaşıyorum”

22 Nisan 2016 - 515 kez okunmuş
Ana Sayfa » Gündem»Cemiloğlu: “Dejavu yaşıyorum”

ferda cemiloglu (1) ferda cemiloglu

Başta Sur olmak üzere bölgede yaşanan çatışmalı süreci, operasyonları, göçü ve yasakları sitemize değerlendiren Diyarbakırlı Cemiloğlu Ailesinin mensuplarından iş kadını Ferda Cemiloğlu, yaşanılanlar karşısında birden bire 100 yıl geriye gittiğini ifade ederek, “100 yıl önce ailemin yaşadığı aynı sıkıntıyı, üzüntüyü ve duyguyu yeniden yaşıyormuşum gibi oluyorum. Sanki ordayım da, bunu ben yeniden yaşıyormuşum gibi. Bir dejavu (yeniden yaşamak) yaşıyorum açıkçası. Bu da çok acı bir duygu” diye konuştu.

Bildiğiniz gibi Diyarbakır ve bölgede yaşanan bir çatışmalı süreç var. Sizin bu sürece bakış açınız nasıl. Yıllardır dışarıda yaşayan bir Diyarbakırlı olarak. Bu süreç sizi de etkiyor mu?

“DEJAVU YAŞIYORUM”

Tabiî ki çok etkileniyorum. Birden bire 100 yıl geriye gidiyorum. Çünkü 1913–1936 yıllarında bu memleket bu süreçleri yaşadı. Ben de bir Diyarbakırlı olarak ve Sur içinde yüzyıllar boyunca yaşayan bir ailenin ferdi ve torunu olarak, o sokaklarda annemin, dedemin 3 tane sürgününü yaşadık. Yani bir gecede mallarına, evlerine el koyup bir gecede tarumar olduğunu ve de bir gecede bilmedikleri bir ülkede, bilmedikleri bir şehire sürgün oldukları ve yeniden bir yaşama başladıkları hala hafızalarımızda. Dolayısıyla bende ki o travma katmerli oluyor. Çünkü tarih tekerrürden ibaret ve aynı sıkıntıyı, üzüntüyü ve duyguyu yeniden yaşıyormuşum gibi oluyor. Sanki ben ordayım da bunu ben yeniden yaşıyorum gibi bir dejavu yaşıyorum açıkçası. Bu da çok acı bir şey”

Bugünlerde barıştan bahsediyoruz. Ama kadınlara barışta söz hakkı tanınmıyor. Sizce bu neden kaynaklanıyor?

“BİZLERİ ANLAMIYORLAR”

Bugün barışı bahsediyoruz, barış kültüründen söz ediliyor. Dilden bahsediyoruz. Kadınların toplumda katkısından, nerede durduğundan bahsediyoruz.  Savaş dönemlerinde biliyorsunuz kadın ile erkek, bilhassa bu kültüründen Mezopotamya kültüründen yan yanadır. Fakat barış sürecine geldiği zaman erkekler öndedir, kadınlar tekrar evlerine dönüyor. Fakat eğer bizim Mezopotamya kültürüne insanlar kulak verse ve bizi tanısaydı bence kadınların da o kadar evlerinin içine oturduğunu görmeyeceklerdi. Fakat o ötekileştirmeden bahsedildiği zaman ve gerçekten birisiyle savaştığı zaman başka kendinden saymaması gerekiyor. Bizleri kendilerinden saymadıkları için bizleri anlayamıyorlar, algılamıyorlar. Aynı ortak paydayı oluşturamıyorlar. Aynı ortak paydayı ortaklaştıramadıkları için bizimle çok rahatlıkla karşı karşıya gelip bu kadar rahat bizi harcayabilirler.

Atalarınızın yaşadığı Sur, son dönemlerde yıkımla, gözyaşıyla gündeme geldi. Bu olumsuzluklarla birlikte Hükümetin aldığı kamulaştırma kararı var. Bu sizde nasıl bir etki yaratır?

UMUTLUYDUM…!

Cemil Paşa konağının açılışına gittiğim ve o görkemi ikinci kez yaşadığım zaman ve çevremdeki insanlar değil de oradaki insanların sahiplenmesi ve o insanlarla birlikte o ortamda yaşadığım zaman belki hayatımın en değerli, en mutlu en öz güvenli ve kendini herkesten biri gibi görmeye çalıştım. Ve muhteşem bir duyguydu. Ve ilk defa böyle bir umut yeşermesi vardı. Dolayısıyla açılışa yeniden dönersem, oradaki canlılık, birden bire sanki yeniden Diyarbakır yaşantısının yeniden geriye dönüşü vardı. Muhteşemdi, O umut beni 10 yıl gençleştirdi. Ve hatta yavaş yavaş gelip yeniden bir mücadele yeniden bir ne olursa olsun ne kadar incinirsem incineyim, yinede bir şeyler yapma ihtiyacı hissettim.

Her şey güzel giderken, umutlar çoğalırken, birden bire olayların başlaması sizden nasıl bir etki yarattı?

DİYARBAKIR BUNU HAK ETMİYOR

Birden bire ve kısa süre içerisinde 180 derece bir tepetaklak olması ve 180 derece bir davranışa girilişi ve sanki aradan 100 yıl geçmemiş o yaşantılar olmamış, Sur’un tekrar böyle döneme dönüşü müthiş üzüyor. Diyarbakır bunu hak etmiyor. Bizler hiç hak etmiyor. Taşlar hiç hak etmiyor. Her bir Diyarbakır taşı benim hücrelerimden bir yapı gibidir. Ve tarif edemiyorum. Sözcüklere çok kızıyorum. Çünkü duygularımı gerçekten ifade edemiyor. Üzüntümü anlatacak kelime bulamıyorum. Buradayım. Elimden geleni yapmayı hedefliyorum.

Sur için alınan kamulaştırma kararı var. Yani Sur’u İhya Planı…

UMARIM GEÇMİŞ KÜLTÜRÜ VE YAŞANTILAR SİLİNMEZ

Kamulaştırma da umarım orada bir beyin olur. Ve o beyin geçmiş kültürü, yaşantıları, beyinleri silmezler. Belki bir hafta,10, 20 gün veya 50 yıl silerler ama kesinlikle genlerimizden ve yaşantılarımızdan silemezler. Ve birgün gelir tarih ve insanlar bunu onlardan sorgular. Bakın aradan 600 yıl geçti, Osmanlı gitti, Cumhuriyetler gitti insanlar gitti ama Diyarbakır halkı halen burada ve bizler taşlarımızla birlikte halen yaşıyoruz, her şeye rağmen. Umutluyuz. Umudumuzu hiç kaybetmeyelim. Yaşasın Barış diyelim. Sevelim, sarılalım. Birbirimize dokunalım. Her birimizin birbirine dokunmaya ihtiyacı var.

100 yıl önce sürgün yaşayan bir ailenin kızı olarak, bir Diyarbakırlı olarak, kimseye kırgınlığınız ve kızgınlığınız var mı?

KİMSEYE KÜSKÜN VE KIRGIN DEĞİLİM

Şimdi biliyorsunuz bende bütün ailemde yaşamımız hep sürgünlerde geçti. Buraya döndükten sonra bana, ‘nasıl bu kadar barışıksın ve kimseye kin ve küskünlük yaşamıyorsun?’ Bende diyorum ki; Ben doğru tarafına ve pozitif tarafına bakıyorum. Bu kadar gezme, bana dilleri öğretti, ülkeleri gösterdi, eğitimi farklılaştırdı, diğer insanların kültürünü ve dilini öğrendim. Gittiğim her yerde yaşadığım için kendimi onlardan biri saydım. Bu müthiş bir zenginliktir. Yani işte aman bedel ödedik, malımız gittik’ şeklindeki yaklaşımlarda bulunmuyorum. Bahis bile etmiyoruz. Hep pozitif yönlerinden bahsediyoruz. Bu da herhalde genlerden geliyor. Çünkü Diyarbakır halkının hepsinde böyle bir genetik yapı var. İnsanlar bunu kaçırıyor. Gerçekten bütün buranın toprağında inanılmaz bir barış ve gönüllülük var. Bu da yüzyıllardan beri İpekyolu burada, baharat yolu, burası bir ticaret merkezi, milliyetçilikten çok halkın bir kültürü, ekonomik yapısı, öz güven, bir yaşam, kendilerini sınırlandırmak istememişler. Gelene ‘hoş geldin’ demişler, halılarını sermişler, hanlarını açmışlar, yedirmiş, içirmişler giderken de kapılara kadar uğurlamışlar. Bu kültürün genlerini yaşıyoruz.

İNADINA BARIŞ…

Biz ne yaparsak yapalım. Yine eninde sonunda diyoruz ki inadına barış. Fakat sorun tek taraflı ve sorun biz olmadığımız için tabi ki bunu bizim gibi insanları da sistematik olarak sürgünler, köy boşaltmaları, sistematik isyanlar yani her iki tarafında, yani ben burada insanları suçlamıyor, Ayırmıyorum da. Toplumsal olarak böyle bir yaşam yeşeriyoruz. (Sait BAYRAM’ın Özel Röportajı)

230 Total Views 1 Views Today

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

İlgili Terimler :
TemaFabrika