Dolar : Alış : 3.5651 / Satış : 3.5715
Euro : Alış : 3.9980 / Satış : 4.0052
mediclub
HAVA DURUMU
hava durumu

Diyarbakir27°CÇok Bulutlu

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 19 Kategoride 12618 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

Değer: “Elçi’nin ölümü suikast değildir”

02 Aralık 2015 - 1.054 kez okunmuş
Ana Sayfa » Röportaj»Değer: “Elçi’nin ölümü suikast değildir”

22. Dönem Diyarbakır Milletvekili ve Hukukçu Mesut Değer, 28 Kasım günü uğradığı silahlı saldırı sonucu katledilen Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi olayını ve 7 Haziran sonrası yaşanan çatışmalı süreci değerlendirdi. Elçi’nin suikastta kurban gitmediğinin altını çizen Değer, Elçi’ye yönelik saldırının bir çok ihtimali içinde barındığını söyledi. Değer, Hükümetin yeni çözüm sürecinde HDP’yi devre dışı bırakma politikasını eleştirerek, Yüzde 95 civarında bir kitlesi olan HDP’yi dışlamanın yanlış olacağını söyledi.

Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’ye yönelik saldırıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Olayın olduğu gün hemen Diyarbakır’a geldim. Baro’daki avukat arkadaşlarla gece geç saatlere kadar birlikteydik. Durum değerlendirmesi yaptık. Olayın ayrıntısını, vahameti ve oluş şeklini de irdelememiz gerekiyor. Cuma günü akşam yaptığım tespitler ile hukukçu olarak yaptığım tespitlerin ve sorulara cevap aradım. Bugün gelinen süreçte adım adım oraya doğru gidiyor. Olay bir hukukçu gözüyle değerlendirirsek; Tahir Elçi, karşıdan gelen kişilere doğru bakıyor. Tabi polis burada ilk etapta şunu düşünmüş olabilir; Oradan silah sıkıldı, bu silah seslerine göre masum sivil insanlarda silah seslerinden dolayı kaçmış olabilirler. Bu yönde bir tedbir almış olabilirler. Ama kendilerine gelen silahlı iki kişinin önlerinde geçerken, 4 polisin onlara 56 tane kurşun sıktıkları düşünülürse, bir metre yanından geçen insanları eliyle tutabilir veya üzerine abanarak etkisiz hale getirebilir. Bu nedense olmadı, ayrıca o insanlar kurşun sıkılmasına rağmen aralarından sızarak çekip gidiyor. Şimdi buradaki olayın oluş şekline baktığımız zaman hukuki yönden, maddi bulgulara göre değerlendirmek gerekirse, buradaki önemli hususlardan biri; kişi silahını polise doğru atıyor. Böyle olunca silah polisin ayağının dibine düşmesi gerekir. Bu silahın Tahir Elçi’nin ayağının dibine gitmesi bir tekme ile olmuştur. Silahın fırlatılması ona doğru gelmiyor. Tahir elçi dört ayaklı minarenin ön ayağında değil, arka ayaklarının önünde durmuştur. Silah sesleriyle birlikte basın mensupları ve diğer avukat arkadaşların yere çömelmesine rağmen Tahir Elçi’nin ayakta durması, ikincisi o kadar mermi atılıyorsa bu kişiler vurulamıyorsa ki görüntüler vurulamadığı görünüyor. Burada akıllara acaba polislerin kuru sıkı tabanca mı kullandı sorusu geliyor. Veya gerçekten o şahıs ileride yaralandı ve diğer örgüt üyeleri cenazeyi alıp saklamış da olabilir. Olay yerinde olan kameraların açıklanmadığı görülüyor”

“ELÇİ SUİKAST’E UĞRADI DİYEMEYİZ”

Peki, Sayın Elçi suikasta kurban gitti diyebilir miyiz?

“Suikast diyemezsin. Burada bir çatışma sırasında yanlışlıkla vurulmuş olabilir. Ama kasten de olabilir, ihmal de olabilir. Bu olay yerinde yapılacak sağlıklı bir keşif ile bu işin boyutu ortaya çıkacaktır. Çünkü gelen iki kişinin ateş etmedikleri ve kaçtıkları görülüyor. Örgüt üyelerinin cenazelerinin ortaya çıkmış olsa, o zaman olayın boyutu net ortaya çıkar. Yok vurulmadı, sağ ise polislerin 60’a yakın kurşun sıkmasıyla vurulmaması kafalarda soru işaretine yol açıyor ve çözülmesi gereken konulardan biride budur. Burası yaşanan olaylardan dolayı hiçbir güvenlik görevlisinin kuru sıkıcı tabanca taşıdığını da sanmam. Çünkü sonuçta can güvenlikleri söz konusu”

2,5 yıllık çözüm sürecinin hemen ardından 7 Haziran’da yeniden başlayan çatışmalı süreci değerlendirebilir misiniz? Ülke nereye gidiyor?

Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan, çözüm sürecinin buzdolabına kaldırdık” dedi. Çözüm süreci buzdolabına alındı, askıya alındı söylendi. Çözüm süreci 2013 yılında açıklandığı zaman Türkiye’de bütün insanlar çözüm sürecinin içeriğinin ne olduğunu? destek verelim mi? vermeyelim mi? Veya bu neyi kapsadığı şeklinde düşünürken ve tartışırken, ben 2013 yılında çözüm süreci desteklenmelidir ama çözüm süreci mutlaka korunmalıdır diyordum. Çözüm sürecinin içten ve dıştan kesintiye uğratılması için mücadele edecek bazı şeyler olabilir. Veya süreç götürülürken bu işin hukuki boyutlarıyla da korunması gerekiyor. Çünkü barış önemlidir, ama barışa giden yolu korumak çok daha önemlidir. Bunu ortaya koymuştuk. Gelinen süreçte çözüm süre ile ilgili korunmadığı gibi adımlarda geç atıldığından kaynaklı bir güvensizlik ortamı doğdu. Bu güvenlik ortamında da bugünkü toplaya ortaya çıkıyor.

İNANDIRICI VE KALICI ÇÖZÜMLER ATILMASI GEREKİR

İnandırıcı, kalıcı çözüm adımların atılması gerekiyor. Bunun adımları hukuki boyutta olur, yasal boyutları olur. Şimdi bazı komisyonlara akil adamlar komisyonu kuruldu. Burada şeffaflık da önemlidir. Bu şeffaflığı 78 milyona da paylaşmak gerekir. İşte paylaşılmadığı zaman bazı Siyasi partiler, CHP, MHP bunun farklı boyutlarda farklı içerik içerdiğine yönelik açıklamalar yapıldı. Aslında öyle değildi. Kimse bu devleti veya bu işi bölmek ve parçalamak gibi bir düşüncesi yoktu. Burada önemli olan birlikte yaşamaktı, tünelin ucu görünmüştü, o ışığa doğru gitmemiz gerekiyordu. Birlikte yaşamak için ne şartlar ve koşullar gerekiyorsa, ki Kürtlerin gizli ajandası yok, bölünme-parçalanma gibi bir düşüncesi yok, Ortadoğu’daki kan gölünü gören Tüm Kürtler Avrupa Birliği’ne Türkiye ile birlikte devam edip yürümek istiyor. Birlik ve beraberlik içerisinde kardeşçe yaşamak istiyor. Bu inançla hareket etti Kürtler. Şimdi gelinen süreçte olayın boyutu farklı. Biz o zaman bu tabloyu ortaya koyarken, süreç dağdan şehre iner, olayların terörün vs. artması. Ama Diyarbakır ve bölgede yaşanan olaylar. Bu iş korkutucu yada karamsarlık mı yaratır? Hayır değil.

HDP’SİZ YENİ ÇÖZÜM SÜRECİ YANLIŞ OLUR

Yani burada elbette çözüm sürecini hükümet yeni bir perspektifte ele alarak değerlendirerek yapmak istiyor. Kürt siyasi partiler, Kürt STK’lar, köy korucuları, HÜDAPAR veya işte akil adamlar veya işte önde gelen aşiretlerle ben bu işi çözmeye giderim. Şimdi bu doğru adım ama bunun bölgedeki karşılığı yüzde 5 civarındadır. Yüzde 95 civarında da bir kitle vardır. HDP’yi de dışlamak yanlış olur. Yarın birkaç yıl sonra bu kangren ortaya çıkacak o zaman yeniden ve baştan ele alınacak bu kez bu geçen süre heba olacak, ekonomi yönünde hebamız olacak, insanların kaybı olacak. Bunlara gerek yok. Bunun için HDP’de sürece dahil edilerek, çözüm sürecine gitmesi gerekir diye düşünüyorum.

PKK ve Kürt sorununu ayrı olarak mı ele almak gerekiyor? Yoksa bir bütüncül olarak mı ele almak lazım. Hükümetin buradaki tutumu ne olmalı?

KÜRT SORUNU VE PKK SORUNU AYNIDIR

Eskiden PKK ayrı bir sorun, Kürt sorunu ayrı bir sorundu. Şimdi gelinen süreçte Kürt sorun içine PKK’de girmiştir. Bunu ayırmak açısından mümkün gözükmüyor. Sen Kürt sorununu çözerken, PKK sorununu da çözmen gerekiyor. Burada önemli konu şudur; Bir Türkiye vardır, bir Ortadoğu vardır. Suriye, İran’da, Irak’ta ayrıdır. Oranın bilinen yaşam şekli ayrıdır, çünkü orada bir savaş ortamı ve kargaşa vardır. Oradaki sorunu ve yaşantıyı ayrı değerlendirmek lazım. Türkiye’nin Ortadoğu politikasını değişikliğe uğratması lazım. Bu bölgelerde özellikle Irak’taki gerek petrol ve gerekse doğalgaz ve gerekse de oranın inşası, ithalatı ve ihracatı açısından Türkiye’ye yılda 40-50 milyar dolar bir gelir getirirken, bunu da heba etmemek gerekir. Politikayı bu şekilde değiştirmek gerekiyor. Çünkü dünya değişiyor, insanlar değişiyor. Yeni bir Türkiye’de değişim politikasının geliştirilmesi gerekiyor”

(Sait BAYRAM’ın Özel Röportajı)

mesut değer1 mesut değer

311 Total Views 1 Views Today

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

İlgili Terimler :
TemaFabrika