...
HAVA DURUMU
hava durumu

Diyarbakir

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 19 Kategoride 12811 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

HRW: “Araştırmalar engelleniyor”

11 Temmuz 2016 - 402 kez okunmuş
Ana Sayfa » Güncel»HRW: “Araştırmalar engelleniyor”

cizre-sokağa-çıkma-yasağı-2

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW-Human Rights Watch), Şırnak’ın Cizre ilçesine ilişkin hazırladığı raporu açıkladı. Raporda, sivillere karşı yapılan kitlesel hak ihlallerinin bağımsız ve tarafsız bir şekilde soruşturulmasının engellediği savunuldu. Hak ihlalleri arasında sivillere yönelik kanunsuz öldürmeler, sivillerin kitlesel olarak zorla yerinden edilmesi ve özel mülke yönelik yaygın ve hukuksuz tahribat gibi ihlaller yer alıyor. Raporda, hükümetin Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin bölgeye girmesine ve konuyu kendi standartları çerçevesinde araştırmasına hiç vakit kaybetmeden, hemen izin vermesi gerektiği çağrısı yaptı. Ağustos ayından bu yana yürütülen güvenlik operasyonlarında 22 kent ve mahallede, gece gündüz devam eden genel sokağa çıkma yasakları ilan edildiğine yer verilen raporda, “Söz konusu sokağa çıkma yasakları, aynı zamanda, bu operasyonların veya güvenlik güçleri ya da silahlı gruplar tarafından yapılan hak ihlallerinin sivil toplum örgütleri, gazeteciler ve avukatlar tarafından araştırılmasına da engel teşkil ediyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü, Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) ve İnsan Hakları için Doktorlar (Physicians for Human Rights) gibi insan hakları alanında faaliyet gösteren grupların, ihlalleri belgelendirmek amacıyla bölgeye girmesine, operasyonlar bittikten ve sokağa çıkma yasakları kaldırıldıktan sonra bile yetkililer tarafından izin verilmiyor” denildi. İnsan Hakları İzleme Örgütü Türkiye araştırmacısı Emma Sinclair-Webb’in “Türkiye hükümetinin Güneydoğu’da birçok bölgeyi fiilen abluka altına almış olması, bir şeylerin örtbas edilmeye çalışıldığına ilişkin şüpheleri besliyor” şeklinde konuşmasına yer verilen raporda, “Türkiye hükümeti Birleşmiş Milletler’in ve sivil toplum gruplarının orada olup bitenleri belgelendirmek amacıyla bölgeye girmesine hemen izin vermelidir” ifade edildi.

“EN AZ 338 SİVİL ÖLDÜRÜLDÜ”

355 binden fazla insanın kent veya ilçelerin içindeki bazı mahallelere, yakınlardaki başka kentlere veya Türkiye’nin başka bölgelerine gitmek zorunda bırakıldığına değinilen raporda, “Güvenlik güçleri ile PKK ile bağlantılı Sivil Savunma Birlikleri arasında silahlı çatışma yaşanan yerlerde en az 338 sivil öldürüldü” ifadesine yer verildi. Raporda, Cizre için şu bilgiler verildi: “Cizre’de avukatlarla Cizre’de görev yapan avukatların derlediği ölüm listelerini inceledi. Bu listeler 14 Aralık ile 11 Şubat arasında, aralarında 11 çocuğun da bulunduğu en az 66 Cizrelinin ateşli silahla vurulma veya havan topu patlaması sonucu öldüğünü gösteriyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün görüştüğü tanık ve mağdurlar, güvenlik güçlerinin bazı vakalarda ellerinde beyaz bayrak taşıyan sivillere de ateş açtığını anlatıyorlar. Eldeki bilgiler, güvenlik güçlerinin kuşattıkları üç binanın bodrumlarında mahsur kalmış, aralarında silahsız sivillerin ve yaralı savaşçıların da bulunduğu 130 civarında insanı öldürdüklerini de gösterir nitelikte.” Raporda, Cizre’de çatışma yaşanmayan veya barikat bulunmayan mahallelerde öldürülmüş bazı sivillerin de var olduğu savunuldu. Raporda, İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün mağdur aileleriyle ve ölümlere tanıklık etmiş kişilerle görüşmesi, Nisan ayında polislerce engellendiği ileri sürüldü. İnsan Hakları İzleme Örgütü, bunun dışında Cizre’de özel mülklerin yaygın bir şekilde ve hukuksuz olarak tahrip edildiğini belgelendirdi ve çatışmalar sırasında evleri ve özel mülkleri hasar görmüş, bazı bölgelerdeyse sonradan tamamen yıkılmış insanlarla görüştü.

CİZRE’DE 95 BİN METRE KARE YIKILMIŞ

Cizre’de yaşanan yıkımlara da yer verilen raporda, “2016 yılının Şubat ve Haziran ayları arasında kaydedilmiş uydu görüntülerine dayanarak İnsan Hakları İzleme Örgütü, Cizre’de yaşanan yıkımın kapsamını değerlendirdi ve toplamda yaklaşık 95.000 metrekareden (9,5 hektardan) oluşan, yıkım yaşanmış belirli iki bölge tespit etti. Bina yıkımlarının çoğu, Şubat ayının sonları ile Mayıs ayı sonları arasındaki dönemde gerçekleşti ve yıkımın en yoğun gerçekleştiği mahalleler Cudi ve Sur mahalleleri oldu. Daha küçük kapsamda bir bina yıkımı, Mayıs ayı sonları ile Haziran ayı başları arasındaki dönemde Nur mahallesinde gerçekleşti” denildi. Raporda, “Türkiyeli savcıların Cizre ve güneydoğudaki diğer kentlerde yaşanan sivil ölümlerine ve özel mülk tahribatlarına yönelik etkin bir soruşturma yürüttüklerine ilişkin pek az belirti var” vurgusu yapıldı. Raporda, Cizre Kaymakamı ise Cizre’deki olayları ve araştırma bulgularını kendisiyle görüşmek ve tartışmak amacıyla kendisinden randevu isteyen İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün bu taleplerini yanıtsız bıraktığına da yer verildi. Raporda, Sinclair-Webb’in şu tespitine de yer verildi: “Aralarında çocukların da bulunduğu, beyaz bayrak sallayan, ya da bodrumlarda mahsur kalmış sivillerin, Türkiyeli güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğü yönünde inandırıcı anlatımlar var ve bu anlatımların varlığı alarm zillerinin yüksek sesle çalmasına neden olmalıydı. Cizre savcılığının, mağdurların adalet arayışına yanıt verebilecek tam, etkin ve bağımsız bir soruşturma yürütmesi gerekiyor.”

“TAM OLARAK SORUŞTURULMALI”

Raporun devamın da Cizre’ye ilişkin şu detaylara yer verildi:

“Bölgedeki olayların Birleşmiş Milletler ile yerel ve uluslararası insan hakları grupları tarafından incelemesinin engellenmesi, hak ihlallerini örtbas etmeye ve ağır suçlar için hesap verebilirlik ilkesinin işletilmesini önlemeye yönelik bir hamlenin söz konusu olduğu kaygısına yol açmaktadır. Şubat ayının ilk günlerinde, Cizre’deki güvenlik operasyonları sırasında, Cudi ve Sur mahallelerindeki bodrumlarda mahsur kalmış 130 civarındaki kişinin ölümünün de tam olarak soruşturulması gerekiyor, zira bugüne kadar ortaya çıkan deliller, bu ölümlerin yargısız infaz ve hatta cinayete varan kanunsuz öldürmelerden kaynaklanmış olabileceğine işaret ediyorlar. İnsan Hakları İzleme Örgütü, BM veri toplama heyetine izin verilmesi durumunda, işlenmiş olması olası bu suçların araştırılmasına, bunların vahameti nedeniyle, öncelik verilmesi gerektiğini belirtiyor. Bodrumlarda mahsur kalmış insanların ölmesinden hemen önce, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Cizre’nin farklı mahallelerinde yaralanmış kişilerle ilgi olarak, ara tedbir denilen beş ayrı tedbir kararı alarak Türkiyeli yetkilileri bu kişilerin yaşamlarını ve bedensel bütünlüklerini korumakla yükümlü kıldı. Mahkemenin lehlerine tedbir kararı aldığı beş kişiden sadece birine tıbbi tedavi sağlandı. Diğer dört kişi öldü ve sonradan cansız bedenleri bulundu. Mahkeme, aralarında bodrumlarda mahsur kalanlarınki de bulunan diğer ara tedbir başvurularını ise reddetti, ancak söz konusu vakalar mahkemenin önüne öncelikli olarak gelecek ve incelenecektir.”

“RESMİ BİR AÇIKLAMA YOK”

Örgüt, bölgede genelinde yaşanan sokağa çıkma yasağına ilişkin de şu detaylara yer verdi: “Sokağa çıkma yasağını ihlal etmek 100 TL’lik bir para cezasına tabi, ancak uygulamada, yasağa rağmen sokağa çıkmaya cesaret edenler, İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün belgelendirdiği bazı vakalarda da görüldüğü gibi, vurulma veya gözaltına alınma riski ile karşı karşıya kalıyorlar. İnsan Hakları İzleme Örgütü, öldürüldüğü belirlenen 66 sivilden aralarında üç aylık bir bebek ile 13 ve 11 yaşlarında iki çocuğun da bulunduğu sekizini ayrıntılı bir şekilde belgelendirdi. Bu ölümlerin gerçekleştiği koşulların, yerlerin ve tanık ifadelerinin tamamı, güvenlik güçlerinin bu sivilleri aktif çatışma bağlama dışında öldürdüğüne işaret ediyor. Cizre’deki operasyonların üzerinden üç aydan fazla vakit geçmiş olmasına rağmen Türk yetkililer şehirde yaşananlara ilişkin bir soruşturmanın başladığına dair herhangi bir resmi açıklama yapmadılar.

“HEYETLERE İZİN VERİLMEDİ”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 7 Nisan’da “Geçenlerde onların malum STK’larıymış… Bir araya gelmişler raporlar yayımlamışlar. Bu raporları yayımlayanların üzerine gidilmesi lazım. Neyin raporunu yayımlıyorsun?” sözleriyle söz konusu grupları ağır bir şekilde eleştirdi. Bu konuşmanın ardından polis ve yerel yetkililer, birçok yerel grubun Cizre’deki faaliyetlerini engelledi. Mayıs ayında uluslararası bir Sivil Toplum Örgütü olan İnsan Hakları için Doktorlar’dan bir heyetin kente girişine izin verilmedi. Haziran ayında ise Uluslararası Af Örgütü’nün araştırmacılarının şehre girmesine izin verilmedi.

“YERLERİNDEN EDİLDİLER”

PKK’nin mahalleleri kapatması karşısında hükümet zırhlı personel araçlarının ve giderek artan ölçüde ağır topların da kullanıldığı polis ve asker operasyonlarına izin verdi. Bu operasyonlar uzun süreli ve katı sokağa çıkma yasakları altında yürütüldü. Sivil ölümlerine ilaveten, Ağustos 2015’den bu yana çok büyük sayıda sivil de geçici olarak yerlerinden edildi. Sağlık bakanı 27 Şubatta tahminen 355.000 kadar insanın evlerinden çıkmak zorunda kaldığını açıkladı ve o zamandan beri yapılan güvenlik operasyonlarında İdil, Şırnak, Nusaybin ve Yüksekova nüfuslarının önemli bir kısmı da yerlerinden edildi.

“YASAK HALEN SÜRÜYOR”

Bazı kentlerdeki mahallelerin tamamı, örneğin Diyarbakır’ın Sur bölgesi ve Silopi ve Cizre’nin birçok kısmı, silahlı çatışmalar sırasında hasar gördü ve sonradan, hükümetin emriyle, tümüyle yıkıldı. Bu mahallelerde yaşayan onbinlerce kişi, çok daha uzun bir süre için yerlerinden edilmiş olma durumuyla karşı karşıyalar. Nusaybin ve Şırnak’taki sokağa çıkma yasakları halen devam ediyor. Bu arada başlangıçta polisin öncülüğünde yürütülen güvenlik operasyonları, giderek artan ölçüde askerlerin öncülüğünde yürütülmeye başlandı. Akrabalarının İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne anlattıklarına göre, 25 Aralık günü Sur mahallesinin barikat kurulmamış ve silahlı grupların faal olmadığı bir bölgesinde, güvenlik güçleri 3 yaşında bir bebek olan Miray İnce’ye ve onun 82 yaşındaki büyük dedesi Ramazan İnce’ye ateş açtı ve öldürdü. 14 Ocak günü Dağkapı mahallesine atılan havan mermileri biri 13 yaşındaki Yusuf Akalın, diğeri de onun 11 yaşındaki kuzeni Büşra Yürü olmak üzere iki çocuğu öldürdü, Yusuf’un 10 yaşındaki kardeşi Dilan Akalın da ağır yaralandı. 7 Ocak günü iki kardeş, şoför olarak çalışan 41 yaşındaki Halil Sömer ve Orman Bölge Müdürlüğü’nde çalışan 22 yaşındaki Nihat Sömer, Şahin Tepesi veya Cizre Devlet Hastanesi istikametinden açılan bir ateş sonucu, vurularak öldürüldüler.

İZLEME ÖRGÜTÜ BAKANLA GÖRÜŞTÜ

28 Ocak Günü İnsan Hakları İzleme Örgütü icra direktörü Kenneth Roth Ankara’da konuyla ilgili bir bakan ile görüştü ve Türkiye Hükümeti’ne yaralılara kim olduklarına bakılmaksızın tıbbi yardım verme yükümlülüğünü anımsatarak bodrumun güvenlik güçleri tarafından sarılmış ve bölgenin tamamıyla kendi kontrolleri altında olup olmadığına ilişkin ayrıntılı bilgi talep etti. Bakan, Roth’un sorusunu yanıtlamadı, ama bodrumdakilerin ‘çelişkili bilgiler’ verdiğini iddia etti. Bundan tam olarak ne kastettiğini ise açıklamadı. Bakan ayrıca bodrumdakilerin devlet tarafından gönderilen ambulansları istemediğini ve amaçlarının yakalanmadan bodrumdan kaçmak olduğunu söyledi.

HDP’Lİ VEKİLLER VE İÇİŞLERİ BAKANI’NIN ÜÇ GÖRÜŞMESİ

30 Ocak’ta, bodrumdakiler, HDP’li milletvekilleri ve İçişleri Bakanı arasında üç yönlü bir telefon müzakeresi daha gerçekleşti ve bu müzakerede bodrumdaki herkesin dışarı çıkmayı kabul etmesi halinde, ambulansların herkesi almasına izin verileceği şeklinde bir mutabakata varıldı. 1 Şubat’ta yapılan bir basın toplantısında HDP bu müzakereler sırasında alınan ses kayıtlarından yapılmış alıntıları dinlettiler. Ses kayıtları böyle bir mutabakata varıldığı yolundaki iddiayı destekliyor. Ses kayıtlarında bodrumun içinden gelen patlama ve silah seslerini ve çığlıkları duymak mümkün ki bu da bir tahliye planının uygulanmak üzere olduğu tam o anda, bodruma ağır bir saldırı ya da baskın yapılmış olduğuna işaret ediyor. O noktada bodrumdakilerle telefon bağlantısı kesiliyor. Ancak daha sonra kısa bir telefon görüşmesi daha oluyor ve bu görüşmede bodrumdan konuşan şahıs herkesin molozlar altında kaldığını ve kimsenin kıpırdayamadığını söylüyor. Bundan sonra ilk bodrumla tüm bağlantının kesildiği söyleniyor.

SAVCILAR İNCELEME YAPMADI, DELİL TOPLAMADI

Bu sürede şehirde birçok bina yıkımı da yapıldı ve çıkan molozlar kamyonlarla Dicle nehrinin kıyısındaki bir bölgeye yığıldı. Avukatlar ve bir adli patalog, İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne, Dicle nehrinin kıyısına dökülen molozlarda bulunmuş ve çocuklar tarafından gömüldükten sonra, kısmen yeniden topraktan çıkartılmış bir insan kolu gösterdiler. Savcıya da iletilen bu durum Cudi ve Sur mahallelerinden kaldırılan molozlar arasında başka beden parçalarının ve delillerin de bulunabileceği yönünde endişe yarattı. Şırnak Barosu temsilcileri, İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne, 19 günlük dönemde savcıların ne bodrumlarda olay yeri incelemesi yaptığını, ne de cesetlerin bodrumlardan veya başka yerlerden taşınmasına nezaret ettiklerini söyledi. Savcılığın olay yeri incelemesine katılmamış veya nezaret etmemiş olması, ileride açılması olası bir ceza soruşturması için delillerin temel usullere uygun toplanmamış olabileceği yönünde endişe doğuruyor.

AVRUPA MAHKEMESİNE BAŞVURULAR

Ocak ayında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Cizre’nin mahallelerinde yaralanmış beş kişi için ara tedbir kararı almış ve Türkiye Hükümetini ‘şahısların yaşamlarını ve bedensel bütünlüklerini korumak için yetkileri dahilinde alınabilecek her önlemi almakla’ yükümlü kılmış olması da önemli. Bu ara tedbir kararları, mahkemenin, bireylerin büyük risk altında olduklarını değerlendirdiği acil durumlara hızla müdahale etmesine olanak veren ’39. Kural’ usulüne göre alınmıştı. Avrupa mahkemesinin müdahalesi, Anayasa Mahkemesi’nin akrabaları için acil tıbbi yardım talep eden aileler adına avukatların yaptıkları başvuruları tekrar tekrar reddetmesinden sonra gelmişti. Mahkemenin lehlerine ara tedbir kararı aldığı beş kişiden sadece birine tıbbi yardım sağlandı. Diğer dört kişi öldü ve sadece cansız bedenleri kurtarılabildi. Avrupa mahkemesi düzinelerce başka şahısla ilgili ise benzer kararlar almamaya ya da benzer tedbirler alınması için yapılan toplu başvuruları kabul etmemeye karar verdi.

“BODRUMLARIN BULUNDUĞU SOKAK TAMAMEN YIKILDI”

Cizre ahalisi ve Türkiye’nin Kürtlerin önemli bir kısmı, bodrumda mahsur kalan insanların başına gelenlerin bir mezalim suçu olduğuna ve güvenlik güçlerinin birçoğu yaralı ve zayıf, bazıları silahlı savaşçı olmayan savunmasız bir grup insanı, Cizre’nin kontrolünü tamamen ele geçirip, güvenlik operasyonlarını bitirmek saikiyle, kasten öldürdüğüne inanıyor. Genel sokağa çıkma yasağının, Cizre’deki tüm güvenlik operasyonları bittikten sonra da günlerce sürmüş olması, Türkiye Hükümeti’nin veya yerel yetkililerin yaşam hakkı ihlal edilmeden bu ölümlerin nasıl gerçekleşmiş olabileceğine ilişkin ikna edici bir açıklama vermekten ısrarla kaçınması, telefon görüşmelerinin yayınlanmış kısımları ve savcıların usulüne uygun bir soruşturma yürütmediklerine ilişkin belirtilerin tümü, hükümetin bir şeyleri örtbas etmeye çalıştığına ilişkin şüpheleri besliyor. Bodrumların bulunduğu sokaklar, güvenlik güçlerinin operasyonlarından sonra tamamen yıkıma uğrayan sokaklar arasındadır.” (DİHA)

278 Total Views 1 Views Today

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

İlgili Terimler :
TemaFabrika