Dolar : Alış : 3.8176 / Satış : 3.8244
Euro : Alış : 4.0684 / Satış : 4.0758
mediclub
HAVA DURUMU
hava durumu

Diyarbakir11°CÇok Bulutlu

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 19 Kategoride 11868 İçerik Bulunuyor.

Tanrıkulu: “Sur için açıklanan sürgün ve tehcir politikasıdır”

14 Haziran 2016 - 365 kez okunmuş
Ana Sayfa » Gündem»Tanrıkulu: “Sur için açıklanan sürgün ve tehcir politikasıdır”

CHP sezgin tanrıkulu (2)

CHP İstanbul Milletvekili ve Parti Meclisi Üyesi Sezgin Tanrıkulu, “Türkiye’de siyaset maalesef cezaevleri ile cenazeler arasına sıkışmış durumda. Siyasetin geldiği nokta bu. Ya şehit cenazelerini ya ölümleri ya da cezaevlerini konuşuyoruz” dedi.  Sur’a ilişkin açıklanan eylem planlarını da eleştiren Tanrıkulu, “5 bin yıllık tarihimi katlettiler, yıkıp katlettiler. İnsanlarımızı kendi habitatlarından uzaklaştırdılar. 22 bin yurttaşımız göç etmek zorunda kaldı 5 bin hane yok. Burada açıklanan sürgün ve tehcir politikasıdır” diye konuştu.

CHP İstanbul Milletvekili ve Parti Meclisi Üyesi Sezgin Tanrıkulu, Sokağa çıkma yasakları, bölgede yaşanan çatışmalar ve AKP iktidarının uygulamaları konusunda Partisinin Diyarbakır İl Binasında basın toplantısı düzenledi.

SİYASET CEZAEVLERİ VE CENAZELER ARASINA SIKIŞTI

Türkiye’de siyasetin cezaevleri ile cenazeler arasına sıkıştığını ifade eden Tanrıkulu, ‘’Siyasetin geldiği nokta bu. Ya şehit cenazelerini ya ölümleri ya da cezaevlerini konuşuyoruz. Siyasetin bu duruma gelmesinden, bunları konuşmaktan son derece üzüntülü olduğumu ifade etmek istiyorum. Türkiye’de siyasetin görevi şehit cenazeleri, ölümler ve cezaevlerine odaklanmak değil. Gündem şu olmalıydı nasıl şehit cenazeleri gelmeyecek ve insanlarımız nasıl cezaevlerine girmeyecek ve bu siyasal iklimi nasıl oluşturacağız. Son bir yıldır bunları ve yıkımları konuşuyoruz. Bu nedenle AKP’nin adı bölgemiz insanlarımız açısından  adalet ve kalkınma değil afet ve kıyım partisidir. Bölgede uyguladıkları siyaset bir affettir ve insanlarımız bakımından da bir kıyımdır” dedi.

TEŞHİR, SÜRGÜN VE KIYIM POLİTİKASIDIR

Diyarbakır’da Sur için yapılan açıklamaları ve eylem planlarını da eleştiren Tanrıkulu “Geçen gün burada bir açıklama yapıldı ve ilk günden beri izledim. Sur daha önce ifade ettiğim gibi çocukluğumun geçtiği yıl, ilk ortaokulu orda okudum. Ama şimdi sur denen bir ilçe yok. 5 bin yıllık tarihimi katlettiler, yıkıp katlettiler. İnsanlarımızı kendi habitatlarından uzaklaştırdılar. 22 bin yurttaşımız göç etmek zorunda kaldı 5 bin hane yok. Önceki gün açıklama yapıldı ve şunu teklif ettiler yurttaşlarımıza Diyarbakır’da ya evinizin bedelini alacaksınız yıkım bedelini ve bunun takdirini biz yapacaksınız ya Diyarbakır TOKİ’ye gireceksiniz. İşte 3 bin kişilik konut yapılacak, ya da Mardin, İstanbul, Ankara’dan toplu konuttan size ev vereceğiz sizi uzun vadeli borçlandıracağız. Bu teşhir sürgün ve kıyım politikasıdır. Yurttaşlarımıza danışmadan, yerel yönetimin bilgisi olmadan, böyle bir yıkıma böyle bir projeyle gelemezsiniz. Burada açıklanan sürgün ve tehcir politikasıdır ve Sur’un sosyolojik değiştirme politikasıdır. Çevre ve şehircilik politikalar bakanını uyarıyorum. bu politikaların sonuçları ağır olur, bu nedenle acilen yerel dinamiklerle meslek örgütleriyle Sur esnafıyla, yerel yönetimlerle irtibatlı ve oradaki sosyolojik dokuyu bozmadan bir proje geliştirmek zorundasınız. Bunun başka yolu yok. aynı sonuçları Yüksekova, Cizre, Silvan, Nusaybin ve  yıkılan yakılan bütün kentler için geçerlidir. Arkadaşlar; yine surla ilgili olarak çok kapsamlı sorular sormuştum; esnafın güncel olarak gündeme getirdiği sorunlar hakkında bakanlığın herhangi bir çalışma yapılmadığını bana cevap olarak göndermiştir” diye konuştu.

‘’YASA DEVLET İLKELERİNE BAĞDAŞMAZ’’

Tanrıkulu, güvenlik güçlerine getirilmek istenen yasal koruma konusuna da değinerek, şöyle dedi: ‘’Mecliste geçen hafta görüşülen güvenlik güçlerine, MSB mensuplarına zırh getirilen yasa da hukuk devleti ilkelerine bağdaşmaz. Onlara dokunulmazlık getirilen yasanın 90’lı yıllarda nelere mal olduğunu çok iyi biliyoruz. Hukuk içerisinde davranan hiç bir güvenlik personelinin dokunulmazlığa zırha ihtiyacı yok. Yaşam hakkını, insan haklarını ihlal etmezseniz, yeniden bir vesayet düzenini bu meclisi, terör ve çatışma üzerinden inşa etmeye ihtiyacınız yoktur. Güvenlik güçlerine TSK mensuplarına böyle bir zırh verilemez. Onlar için ayrı bir yargılama usulünün benimsenmezi verilemez” diye konuştu.

BAĞIMSIZ BİR YARGI DÜZENİ YOK

Yüksek yargı ile ilgili yeni düzenlemeye ilişkin de değerlendirme yapan Tanrıkulu “Yargıtay ve Danıştay dün itibariyle hükümet tarafından sevk edildi. Biz bu yargı düzeninin tarafsız ve bağımsız bir yargı düzeni olmadığını biliyoruz. Danıştay ve Yargıtay yapısı ve geldiği noktada bağımsız olmadığını biliyoruz. Yargı üzerinden bir siyasi hesaplaşmayla yargının tümüyle AKP hükümete ve yürütme organına teslim olması doğru değildir, yanlıştır. Türkiye’de bu projeyle zaten itibari kalmamış yargı tamamen iflas edecektir. Yargının kendisinin yargıç ve savcıların yargının kendi kurumlarının kendi bağımsızlıklarına ve tarafsızlığına sahip çıkması lazım. Bir gecede Yargıtay ve Danıştay üyelerinin görevlerine son verilmesi. Daha sonra bunların içerisinden hükümetin ağırlıklı olduğu yeni HSYK üyelerini seçmesi son derece yanlıştır” dedi.

ERDOĞAN’I ELEŞTİRDİ

Erdoğan, meclis iç tüzüğünün değiştirilmesi ile çağrısını eleştiren Tanrıkulu “Erdoğan yürütme organına zaman zaman başkanlık edebilir hükümete. Meclis’in açılışına gelir ama onun dışında yasaları ya onaylar yada geri çevirir yada anayasa mahkemesine götürür. Ne işin var kardeşim. Tırnak içerisinde tarafsız ve bağımsız bir cumhurbaşkanı olman gerekir. Parlamentonun çalışmalarına niye karışıyorsun? Bu çalışma biçimine. Senin isteyip de çıkaramadığın bir yasa mı var süresinde ya da dışında. Ne olmuş ama muhalefetin orada 1 dakika, 2 dakika 5 dakika içerisinde söylediği sözler bile rahatsız ediyor. Bu kısıtlı imkanlar bile bu hükümete ve AKP’ye, Erdoğan’a fazla geliyor, bu yüzden kaldırmak istiyorlar” diye konuştu.

Şırnak’ta kaybolduğu belirtilen DBP yöneticisi Hurşit Külter’e dair de konuşan Tanrıkulu “Yani haber alınamaması biçimi, kendisinin bulunduğu koşullarda alınma biçimi, tanıklıklar bana ilk günden itibaren 2001 yılında Silopi’de kaybedilen HADEP yöneticileri Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz’in kaçırılma ve daha sonra kendilerine ulaşma biçimini hatırlattı. 2001’de Silopi HADEP yöneticileri jandarma ilçe binasına girişlerinden sonra bir daha kendilerinden haber alınamamıştı. o zaman TİHV yöneticisiydim. Basına duyurulmadan oradan gelen bilgilere göre Silopi’ye gitmiştik ikinci gün. Savcı ile görüşmüştük, yüzbaşı ile görüşememiştik. Şırnak’a gitmiştik. 2001’de Şırnak’a gittik cumhuriyet başsavcısına  savcısına gittik. Aldığımız bilgilere göre Şırnak’ta Tugay’da tutulduğunu söyledik. Beraber gidelim ya da siz gidin dedik. Orda bir tuğgeneral varda daha sonra tutuklandı. Bir Şırnak başsavcısını arada 500 metre vardı Tugay’a gönderemedik. Resmi gözaltı yapılmayan bu tür işlerde, kayıt dışı gözaltı dediğimiz bu işler, güvenlik güçlerinin her zaman hukuka aykırı bir şekilde bulunduğu bir yöntem. Gözaltına alma koşulları yok, ama bu yöntemle gözaltına alma, yıldırma bilgi alma kaynağı haline getirme kullanılan bir yöntemdir. Yasa, hukuk dışıdır. İlgili arkadaşlarımızın koşulları ağır olabilir. Bu uygulamaya maruz kalan yurttaşlar bir vesileyle bu kayıt dışı. Cumhuriyet başsavcılıklarına, avukatlara barolara başvurabilir. Bu dönemden dolayı yargılanacaklardır” dedi.

(Sait BAYRAM’ın Haberi)

100 Total Views 1 Views Today

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

İlgili Terimler :
TemaFabrika
maltepe escort
izmir escort- izmir escort