Dolar : Alış : 3.4536 / Satış : 3.4598
Euro : Alış : 4.1249 / Satış : 4.1324
HAVA DURUMU
hava durumu

Diyarbakir38°CSıcak

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 19 Kategoride 13230 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

Uğur: ”Kopuş başladı”

15 Mayıs 2016 - 1.767 kez okunmuş
Ana Sayfa » Röportaj»Uğur: ”Kopuş başladı”

deniz uğur (1)

Çatışmalı süreci değerlendiren Mezopotamya Psikologlar Platformu üyesi Dicle Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim elemanı Düzgün Uğur, Duygusal olarak bir uzaklaşmanın yaşandığını vurgulayarak, “Ki nitekim bu uzaklaşma siyasetçilerin diline de yansımış durumda. Demirtaş, ‘başka parlamentolarda olabilir’ demeye başladı. Baydemir, “aynı evde yan yana olamıyorsak, komşu olalım” aslında bu sosyal bilimler literatüründe temel iki uzlaşmaya denk geliyor” dedi.

KÜRTLER BÜYÜK BİR BARIŞ BEKLENTİSİ İÇERİSİNDE DEĞİL

Bölgede genel olarak Kürtlerin çok büyük barış beklentisi içerisinde olmadıklarına değinen Uğur, “Çünkü temel olarak bir medya eğitim ve milliyetçilik aracılığıyla çok ciddi bir destek sağlandığı düşünülüyor. Benim gözlemlerim de bu yönde. Bu yüzden mevcut iktidarla bir barış, uzlaşma onurlu bir barış ya da şöyle diyelim; her iki tarafında en azından kısmen taleplerinin karşılanacağı adil bir barış için çok mümkün olmadığını görmeye başlıyoruz.

YDG-H’LI GENÇLERİN BÜYÜK BİR KISMI TMK MAĞDURUDURLAR

YDG-H’lı gençlerin büyük bir kısmının ‘taş atan çocuklar’ diye tarif ettikleri aslında TMK mağduru çocuklardan oluştuğunu ifade ederek, “Ve arkadaşlarının TMK mağduru olması nedeniyle politikleştiler. Bu 90’lardaki adalet talebinin yerine getirilmemesi bugünkü o gençleri daha da bilediler. Onlar 90’ları görseler de görmeseler de bir şekilde o anlatı, o nesilden nesile aktarılan haksızlık onları bilediler” dedi.

2015 yılı Haziran ayından itibaren bölgede çatışmalı bir süreç yaşanıyor. Bu süreci 90’lı yıllardaki sürece benzetiliyor. Buna katılıyor musunuz? 90’lı yıllar ile şimdiki süreç arasında ne fark var?

90’LI YILLAR İLE BU DÖNEMDEKİ SÜRECİ BİRBİRİNDEN AYIRMAK LAZIM

Önce 90’lı yıllardaki çatışmalı süreç ile bu dönemki çatışmalı süreci ayırmak lazım. Çünkü 90’lı yıllarda temel olarak şöyle bir durum vardı; çok net bir medya gücü vardı ve olayların büyük bir kısmı ülkenin geri kalan kısmından gizleniyordu. Çok büyük bir kısmı. O zaman bu durum; buradaki insanların ruh haliyle çok ilişkili. Bugün özellikle sosyal medya aracılığıyla, internet ve bilişim teknolojisinin gelişmesi nedeniyle çok rahat duyabiliyor. Bu ikisi arasındaki fark şu; geçmişte Kürtler şunu diyordu; Türkler bunun farkında değil, Türklerden gizleniyor. Bu durum. Bu yüzden de çok temel olarak Türkleri suçlamıyorlardı. Yani Türk halkının bu savaşa çok destek vermediğini düşünüyordu. Daha sonra 90’lı yıllara dair Meclis Araştırma raporu yayınlandı. Ortaya çıktı ki, aslında hukuksuz bir şekilde köyler boşaltılmış, insanlar köylerinden edinmiş, faili meçhul cinayetler var. Ve AKP’nin ilk dönemlerinde de aynı soruşturmalar yapıldı. Ve Türkiye halkının büyük bir kısmı, Kürtler zaten olayın farkındaydı ama Türk’lerde ne kadar kötü olaylar yaşanmış diye hayıflanıp durdu. Gezi’de de aynı şekilde insanlar şunu demeye başladı; ‘Biz sadece iktidara itiraz ettiğimiz için ne kadar bize yönelik haksızlıklar yapıyor bunlar’ orada Kürtlere ne yapabilirler diye söylendi. Ama özellikle haziran ve Temmuz’daki çatışmalı süreçten sonra herkes şunu gördü, tam da aleni bir şekilde insan hak ihlalleleri, köy yakma, şehir yakmalar aleni bir şekilde gerçekleşti ve buna aleni bir şekilde teşvikler geldi. Türk halkının tamamını demeyelim ama önemli ölçüde teşvikler gelmeye başladı. İnsanlar yazılımlar, paylaşımlar görmeye başladı. Sosyal medyada. ‘Aşk Bodrum’da yaşanır’ Cizre’deki Bodrum hadisesini anlatılıyordu. Bütün bunların farkına vardığında aslında olay çok da Türk halkının bilmemesiyle ilişkili değil. Olmadığını düşünmeye başladı. Bu da bir kopuş getiriyor bence.

Türk ve Kürt toplumu arasında bir kopuş var diyebilir miyiz?

İKİ TOPLUM ARASINDA DUYGUSAL OLARAK UZAKLAŞMA VAR

Evet, Bir duygusal olarak bir uzaklaşmanın yaşandığını düşünüyorum. Ki nitekim bu siyasetçilerin diline de yansımış durumda. Demirtaş, ‘başka parlamentolarda olabilir’ demeye başladı. Baydemir, “aynı evde yan yana olamıyorsak, komşu olalım” aslında bu sosyal bilimler literatüründe temel iki uzlaşmaya denk geliyor. Birisi araçsal uzlaşma dediğimiz iki toplum yan yana yaşayabilir halde bir uzlaşma, diğeri de sosyal duygusal uzlaşma dediğimiz ‘iki toplumun iç içe birbirlerine dair temsillerini değiştirerek, birbirlerine dair olumsuz ifadeleri, olumsuz bilgileri, deyişleri değiştirerek yaşayabildiği uzlaşma. Mesela buna en iyi örnek Güney Afrika’yı verebiliriz. Güney Afrika en azından buna çabalamış. Bunu yaşadığını söyleyemeyiz. Araçsal uzlaşmaya da örnek verirsek de Sudan gibi ya da bölünmeye elverişli Endonezya gibi. İşte toplumlar savaştan vazgeçip bir araya gelebiliyorlar. Yani Baydemir’in dediği ‘Aynı evde olamıyorsak, komşu olalım’ sözü sosyo-duygusal uzlaşmanın artık mümkün olmadığını ifade eden ve ama araçsal bir şekilde uzlaşalım. Yani yine savaşmayalım, bir barış kuralım önerisi.

Baydemir’in dediği gibi araçsal bir uzlaşmaya mı gidiliyor?

KÜRTLER BÜYÜK BİR BARIŞ BEKLENTİSİ İÇERİSİNDE DEĞİL

Oraya doğru gittiğini düşünüyorum ben. Bölgede genel olarak gördüğüm yani Kürtlerin çok büyük barış beklentisi içerisinde olmadıklarını yani çünkü temel olarak bir medya eğitim ve milliyetçilik aracılığıyla çok ciddi bir destek sağlandığı düşünülüyor. Benim gözlemlerim de bu yönde. Bu yüzden mevcut iktidarla bir barış, uzlaşma onurlu bir barış ya da şöyle diyelim; her iki tarafında en azından kısmen taleplerinin karşılanacağı adil bir barış için çok mümkün olmadığını görmeye başlıyoruz. Yani öyle düşünüyor çünkü özellikle Recep Tayyip Erdoğan’ın bir başkanlık ve onun peşinde olduğu işte çeşitli spekülasyonlar da var. Belki bir halifelik, diktatörlük gibi oluşturma çabası, aslında adil bir barışı imkansız hale getiriyor. Ve Tayyip Erdoğan’ın arkasındaki kitlenin, desteğin yüzde 50 civarında olduğunu düşündüğümüzde kaldı ki, yüzde 50’lilik desteğin daha da kısmen CHP‘nin içerisinde bir kesim adil barışa karşı bir destek içerisinde. Buda adil barışın çok zor olduğunu gösteriyor.

İki tarafta barış’ın olmayacağına dönük bir kanaat mi getirdi? Yoksa 2015 Şubat ayında sekteye uğratılan bir çözüm süreci var. Tekrar bu sürece gidilmesine yönelik toplumun dinamikleri tarafından bir önerisi var. Her ne hikmetse AKP ve HDP, bununla ilgili bir araya gelmek istemiyor. Yine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da “son terörist öldürülene kadar mücadeleye devam edeceğiz’ yönündeki açıklaması var.

Olayı sosyo-psikolojik açından değerlendirdiğimizde işin içinde şöyle bir şey var. Birincisi çatışmalar başladıktan sonra, başlama anı ile sonraki anlar farklı bir hal alır. Yani halkların, insanların zihninde. Şunu düşünün; Temmuz 2015 ile bugün arasında çok önemli bir fark var. Hatta daha geriye gidebiliriz. PKK’nin ilk silahlı mücadele başlattığı 1984 ile bugün arasında çok büyük fark var. Çatışmalar bir yandan yine oluşumlar ve dinamikler yaratırken, aynı zamanda her iki tarafın yeni temsiller oluşturmasını sağlar. Yani şimdi, Türklerin kafasında bir çatışma süreci ve bu çatışmada medya aracılığıyla barışmak istemeyen kimi zaman ABD, kimi zaman AB’nin, kimi zaman Rusya’nın denetiminde olduğu iddia edilen bir örgüt var. Kürtlerin kafasında da özellikle Cizre, Silopi, Sur ve benzeri insan hakları ihlalleri, kadın bedeninin çıplak teşhir edilmesi, ölülerin araç arkasına bağlanarak sürüklenmesi ‘her halükarda her türlü acımasızlığı yapabilirler. Buna bir destek var. Yani bu iki temsil bir kere karşılıklı uzlaşma çabasını bile zorlaştırıyor. İmkansız kılmıyor ama zorlaştırıyor. Bu yüzden hemen pat diye Temmuz’a dönmek çok zor. Yani çatışmazsızlık süreci yada negatif barış süreci devam ettirilebilseydi belki de çok daha kolay yol alınabilinirdi. Çünkü her iki tarafta da o süreçte de bir sürü itiraz vardı. Ama bugün gelinen noktada tekrar hemen bir uzlaşma çabasına dönelim’ bile çok zor. Ve şiddet maalesef yavaş yavaş yayılmaya başlanıyor. Benim görebildiğim böyle. Ama ebetteki bu işin şöyle yönü de var. Sonuçta halkın geneli yine de barış sürecine desteği var. Kürt halkının çok yüksek bir desteği var. Hem de ortalama çatışmalarda çıkarı olmayan, çatışmalardan ciddi anlamda bir politik ya da ekonomik çıkar elde etmeyen Türk halkının da yine barış sürecine bir desteği olur. O yüzden her ne kadar bu temsiller konuşmayı zorlaştırsa da yinede uzlaşma çabaları Temmuz2015 kadar olmasa da yine de olabilir. O kadar kolay olmasa da.

90’lı yıllarda ebeveynleri travma yaşayan çocuklar, bugünkü çatışmalı süreçle birlikte travma yaşamaya başladılar. Yani ebeveynleri ile aynı kaderi paylaştılar. Bunu değerlendirebilir misiniz? Gerçekten bir travma var mı?

TOPLUMSAL BİR TRAVMA AMA!

Toplumsal bir travmadan belki bahsedilebilir, ama travma kelimesini kullanırken dikkatli olmak lazım. Çünkü çok kolay ve yaygın kullanılan bir kelime. 90’lı yıllarda Kürtlere yönelik sistematik bir baskı, faili meçhul olduğu iddia edilen cinayetler, köy boşaltmalar, hapishaneler, DGM’ler (DGM’lerin 4’te 3’ü Kürt bölgelerinde çalıştı) Bütün bunlar büyük bir haksızlıktı. Ama Kürtlerde bu haksızlığa karşı örgütlendiler. Yani Kürt siyasi hareketini düşündüğümüzde DEP’in oy oranıyla bugünkü HDP’nin oy oranı arasında neredeyse iki kat bir fark var. Bu da travmaya karşı en büyük ilaç direniş. Ve Kürtler de örgütlenerek direnmiş durumda. Yani tam olarak bir travma yaşandığını söylemek doğru değil. Bunun üstesinden direnişle gelmiş durumdalar.

Peki bu durum Kürtlerin bugün travma yaşamayacağı anlamına gelir mi?

YDG-H, TMK MAĞDURU ÇOCUKLARDAN OLUŞUYOR

Tabiî ki gelmiyor. 90’lardaki hikayeler Kürt gençlerini daha çok öfkelendiriyor. Daha çok biliyor. Ve bir kısmı belki bunları yaşamazsa bile aslında zaten ya ekonomik ve sosyal sonuçlarıyla yaşıyorlar ya da ebeveynlerin anlatımları doğrultusunda farkındalar. Ama bunun bir şekilde farkındalar. 90’lardaki adaletsizliklerin hesabı sorulmadığı için yani adalet talebi yerine getirilmediği için o gençler çok daha öfkeliydiler. O gençler çok küçük yaşlarda atletleri kontrol edilerek ıslak diye ya da ellerine bakılarak tozlu diye cezaevine attırıldılar ve daha da bilendiler. Bu YDG-H’lı gençlerin büyük bir kısmı bu taş atan çocuklar diye tarif ettikleri aslında TMK mağduru çocuklardır. Ve arkadaşlarının TMK mağduru olması nedeniyle politikleştiler. Bu 90’lardaki adalet talebinin yerine getirilmemesi bugünkü o gençleri daha da bilediler. Onlar 90’ları görseler de görmeseler de bir şekilde o anlatı, o nesilden nesile aktarılan haksızlık onları bilediler. Ama bu her haksızlığın travma olduğunu söylemek doğru değil. Çünkü travma olayla beraber yaşadığı etkilediği kişinin araçlarını da dikkate alarak travmayı söylemek lazım. Yani Kürtlerin örgütlülüğü bugün belki Kürtlerin toplumsal bir travma yaşamasına engel. Ama çocukların bireysel olarak travmatik süreç içerisinde olmayacağı anlamına gelmiyor.

deniz uğur (2)

(Sait BAYRAM’ın Özel Röportajı)

420 Total Views 1 Views Today

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

İlgili Terimler :
TemaFabrika