Dolar : Alış : 3.6401 / Satış : 3.6467
Euro : Alış : 4.2933 / Satış : 4.3010
HAVA DURUMU
hava durumu

Diyarbakir

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 19 Kategoride 13421 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

Bakkalcı: “Kritik sorumlu Devlettir”

14 Şubat 2016 - 579 kez okunmuş
Ana Sayfa » Gündem»Bakkalcı: “Kritik sorumlu Devlettir”

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Genel Sekreteri Metin Bakkalcı, Olayların kritik sorumlusunun devlet olduğunu vurgulayarak, “Çünkü, bu devlete biz yetki verdik. İstediğini yap diye değil. Şuan da onlar bizim verdiğimiz yetkiyi kötüye kullanmışlardır. Onlar, bu sürecin, bu ağır insan hakları ihlallerin yol açan sürecin asli sorumlularıdır” diye konuştu.

BİR MİLYON 377 BİN İNSANA ZARAR VERİLİYOR

Sokağa çıkma yasakları ile göz göre göre bir milyon 377 bin insana zarar verildiğini ifade eden Bakkalcı, “Ve bu da 78 milyonun tanıklığında yapılıyor. 78 milyon’a aslında doğrudan bir mesaj veriliyor. Doğrudan onlar etkileniyor. Dolayısıyla kategorik olarak bu sokağa çıkma yasağının hendek, barikat, silah vs. açıklanacak bir şeyi yoktur” dedi.

Bakkalcı, sokağa çıkma yasaklarının bir insan hakları ihlali olduğuna işaret ederek, “Dolayısıyla ihlale maruz kalmışlara yönelik doğal olarak bir tanzim süreci yaşatmak zorunludur. Maddi manevi her şeyiyle. Ama burada tanzim sürecinin yaşayabilmesi için bir defa bu ihmali yol açan sorumlularının ortaya çıkması gerekir. Bu ihlali yol açan sorumluların doğal olarak cezalandırılması gerekir” şeklinde konuştu.

Süreci değerlendirir misiniz? Bu sürece nasıl geldik? Ve şuan ne durumdayız?

DERİN BİR UTANÇ DUYGUSU İÇERİSİNDEYİM

“Öncelikle kişisel olarak bir duygumu paylaşmak istiyorum. Sarf edeceğim bütün duyguların bu duygunun içinde bir anlamın olacağını düşünüyorum. Derin bir utanç duygusu içerisindeyim. Bu ülke de, bu dünyada yaşayan bir insan olarak, hepimizin aslında bir yanıyla tanıklığında, ama tanıklık çok pasif bir kavramdır. Biz bu ülkenin bir öznesi, yurttaşı ve vatandaşıyız. Aynı zamanda bu dünyanın bir unsuruyuz. Hepimizin aslında bir yanıyla bu bakımdan sorumlu olduğu, göz göre göre yaşadığımız ve öyle karşılaştırmalar yapmayalım. Yakın tarih, eski tarihle karşılaştırmalarında her zaman uygun olmayacağını en azından düşünüyorum.

Bu sürecin bu boyuta geleceğini daha önceki gözlemlerinizde, raporlarınızda dile getirmiştiniz. Şimdi o sürece geldi diyebilir miyiz?

HAYAL EDİLEMEYECEK BİR DURUMLA KARŞI KARŞIYAYIZ

Hayal edilemeyecek, tahayyül edilemeyecek bir durum ile karşı  karşıyayız. Bizler gerçeği yazılı-sözlü, raporlarımızla, kurumsal olarak, kişi olarak bu son çatışma dönemi başlamadan önce süreç adı altında devam eden dönem içerisinde ‘ya ne olursunuz’ içtenlikli olarak bu ülkede birlikte, eşit, adil yaşayacak ortamı oluşturmak son derece basittir. İnsanı esas aldığınız zaman içtenlikle bunu gerçekleştirmek son derece basittir. Ve lütfen hepimiz çaba gösterelim. Ve bunu bir şekilde o anlamda bütün meselelerimizin belki tamamını çözmek mümkün değil ama en azından bir arada yaşabileceğimiz bir düzey oluşturmak mümkündür’ çığlıkları atmıştık. Eğer ama demiştik ki, bunu beceremezsek, bu yakın zaman içinde bakın bu süreç bu şekilde şu şu riskleri barındırıyor. Eğer beceremezsek, tahayyül edemeyeceğiz acıları yaşarız diye söyledik. Yazdık, paylaştık aslında. Ama tahayyül edilemeyecek mesele adı üstünde hakikatten hayal bile edilemeyecek söylemek yetmiyor. O olası durumları işaret etmek yetmiyor. Somut olarak onu deneyimlemediğimiz için daha önce de adını koyamıyorduk. Şimdi deneyimliyoruz. Bu deneyimlediğimiz şey zaten normal olarak insan aklının, normal insan organizmasının düşünebileceği bir şey değil. Yani zorunluluktan bir takım rakamlar veriyoruz. Tabiî ki önemli. Ama mesele rakamlar değil. Son derece sahici, insanlarımız öldü, çevremiz, kültürel miraslarımız tahrip oldu. Ama en önemlisi bu süreç içerisinde aslında ortada olan o ki çok büyük ölçüde değerlerimiz de tahrip oluyor. Dolayısıyla bu değerleri eğer bizlerde tahrip edersek, üstüne yarın herhangi bir şekilde herhangi birimiz bile ayakta kalamayacağımız durum ortaya çıkacak. Kahroluyoruz”

Sur ve Cizre başta olmak üzere bölgede yaşanan sokağa çıkma yasaklarına değerlendirmeleriniz nelerdir? Yani bölgenin çeşitli ilçelerinde 50’nin üzerinde sokağa çıkma yasağı uygulandı?

BÖYLE BİR SOKAĞA ÇIKMA PRATİĞİ OLAMAZ

Sokağa çıkma yasağı pratiği dediniz. Böyle bir sokağa çıkma yasağı pratiği olamaz. Bunu ilgili, yetkili, yetkisiz herkese söylüyoruz. Şu yasa da, bu anayasada, o kanunda bu kanunda o cümle varda bu cümle yok. Tartışmalarının hiçbir anlamı yoktur. Böyle bir sokağa çıkma yasağı yoktur. Yan ne demektir. Türkiye’de 16 Ağustos’tan sonra yaklaşık olarak 50 kez ilan edilmiş olan, hattı sayısı biraz daha arttı. Şu kadar ilçede ilan edilmiş olan  yerlerde yaşayan nüfus bildiğiniz gibi TÜİK’e göre bir milyon 377 bin idi. Yani bir milyon 377 bin insanın sokağa çıkma yasağı pratiği o da tartışılır.Belki şudur. Bir saatlik, belki bir gecelik, bir olağanüstü durumdur.yoksa 24 saat hele de süresiz 24 saatler, yani sokağa çıkma yasaklarının pratik karşılığı olan, herhangi bir şekilde bir gıdayı, bir suyu, bir sağlık hizmetini, bir elektriği, bir yakınıyla iletişimi dışarıdan alamamam halidir aslında sokağa çıkma yasağı dediğiniz pratik. Nasıl hayal ediliyor bir milyon 377 bin sivil insanın. Şimdi bunun gerekçesi, ‘orada bir takım silahlı unsunlar var’. Şunu da açık konuşalım. Varsayalım orada 5 bin, 10 bin, 20 bin silahlı unsur olsun. Konuştuğumuz nüfus bir milyon 377 bin. Siz baştan itibaren demek ki o bir milyon 377 bin insanın aslında 24 saat aralıksız ve süresiz günlerce, bugün artık insanlar bile kaç gün sürdüğüne ilişkin rakamları bile telafuz etmekte imtina ediyorlar. Artık o kadar bu kanıksanmaya çalışıldı ki, yapma olamaz. Bu bir gün, iki gün, üç gün olamazdı bu. Ama şimdi konuştuğumuz rakamlar 70’lere çıktı. İnanılmaz bir şey bu.

Biraz açar mısınız?

BİR MİLYON 377 BİN İNSANI CEZALANDIRIYORSUNUZ

Tıbbın birinci kuralı, Bir insana zarar verecekse bir uygulama, o uygulama gerçekleştirilmez. Burada göz göre göre bir milyon 377 bin insana zarar veriliyor. Ve bu da 78 milyonun tanıklığında yapılıyor. 78 milyon’a aslında doğrudan bir mesaj veriliyor. Doğrudan onlar etkileniyor. Dolayısıyla kategorik olarak bu sokağa çıkma yasağının hendek, barikat, silah vs. açıklanacak bir şeyi yoktur. O meseleler ayrıca kendince tabi ki konuşulmak durumundadır. O bir durumdur,  o duruma ilişkin ne yapılacağın ilişkin,o durumun nasıl ortadan kaldırılacağına ilişkin, onun zeminin nasıl kaldırılacağına ilişkin tabiî ki konuşulmak durumundadır. Kimin ister ki, şu sokağımızda hendekler, barikatlar, silahlar olsun. Asıl olan hayat.Biz bunun için varız. Bu su ıslaktır gibi bir şeydir. Bunun için çok özel bir takım birikimlere sahip olmakla ilgili değil. Zaten bütün canlılar, bildiğiniz gibi yaşamak için doğuyor, ama bir gün ne yazık ki, yaşamını bir yerde sonlandırılıyor. X vade yaşıyoruz bu hayatta ve yaşamak için doğuyoruz sonuç olarak. Bu böyle bir şey. Kim ister ölümü. Bunlar tabiî ki kalkmalı. Ama kategorik olarak sokağa çıkma yasağının bu Türkiye’deki uygulama biçimi zaten Türkiye tarihinde olmayan biçimi,bu arada. Hiçbir şekilde kabul edilemez. Her düzeyde doğal olarak bütünlüğüyle insanı yok eden bir şeydir. Uygulamanın bizatihi kendisi insanların özgürlüğünden alıkonması anlamına geldiği için işkence ve kötü muamele kapsamında değerlendirilir. Zaten bir milyon 377 bin insan için geçerlidir. Bu sonuç olarak, peki burada insanı yok eden denen şeyin pratik karşılığının bir göstergesi de şuanda Cizre’nin nüfusunun kent merkezinin 120 bin olduğu söyleniyor. Bilemiyoruz, giremiyoruz. Sağlıklı bir bilgi edinmenin zaten olanağı yok. Ama duyumlar odur ki, Cizre’deki nüfusun yaklaşık 20 binin altında yaşıyor. 100 binin üzerinde insan zorla yerinden edinilmiş. Göç kelimesi doğru değildir. Çünkü, bu insanlar zorla yerinden edilmiş insanlardır.

Neden bu önemlidir?

İNSAN HAKLARI İHLALİDİR

Bu bir insan hakları ihlalidir. Dolayısıyla bu insanlara yönelik, yani ihlale maruz kalmışlara yönelik doğal olarak bir tanzim süreci yaşanmak zorundadır. Maddi manevi her şeyiyle, Ama burada tanzim sürecinin yaşayabilmesi için bir defa bu ihmali yol açan sorumlularının ortaya çıkması gerekir. Bu ihlali yol açan sorumluların doğal olarak cezalandırılması gerekir. Aksi taktirde 3-5 bin lira para vererek, hepsi kıymetlidir. Bugün bir aş kıymetlidir. Barınak önemlidir. Bunları kimse tabiî ki önemsizleştirmemelidir. Aksine ne yapabiliyorsak, yapmalıyız. Ama bunun bütünlüğü esas olarak bu adalet duygusunun bu insanlarda tesisi. Bu hakikatin nasıl olmuş ortaya çıkışı ile ilgili dolayısıyla, bütün evrensel dokümanlarda işaret edildiği gibi, ağır insan hakları ihlali kategorisinde olan bu olayın sorumluların ortaya çıkarılarak, cezalandırma süreciyle birlikte ele alınacak. Bir daha bunun olmayacağının güvencesi ortaya çıkartıldığında ancak bu saatten onarım süreci söz konusu olabilir. Yoksa geçici palyetif meselelerle sadece ne yazık ki, yarın daha da tahayyül edemeyeceğimiz acıların kapılarını açma durumunda karşı karşıya kalabiliriz.Bu süre içerisinde bu kadar sivilin yaşadığı bir ortamda ne yazık ki, o çatışma ortamlarında tabiî ki insanlar ölüyor.Bu insanlar  bir taraftan güvenlik görevlileri bir tarafta elinde silah olan bir takım militanlar,bir taraftan ama büyük bir çoğunluk sivillerde ölüyor. Dolayısıyla burada ikinci düzeyde insanlar ölüyor cümlesi önemli. Yaşamını yitiren kimse onun acısı eğer hissedilmiyorsa zaten yarın için yolları önemli ölçüde daha tahrip etmiş oluruz. Bütün bu ölümlerin son bulması gerekiyor. Silahlı militanıyla, güvenlik görevlisiyle, siviliyle bütün bunların ama burada sivillerin ölümü, bu çatışma biz kategorik olarak karşıyız. Asıl olan barıştır. Asıl olan yaşamdır. Savaşa karşıyız. Doğal olarak. Bunun için bir insan haklarıyla meşgul olmak falan gerekmiyor.

Yaşanan çatışmalı süreçle birlikte yine insan hak ihlalleri artmaya başladı. TİHV olarak da zaman zaman bir takım rakamları başlaşıyorsunuz? Özellikle sivil ölümleri ağırlıkta. Bu ihlallerle ilgili etkin bir soruşturma yürütüldüğüne inanıyor musunuz?

SİVİL ÖLÜMLERİ KAHREDİYOR

Burada çatışma koşullarından söz ediyorsak, bunun ne yazık ki, kategorik olarak red ettiğimiz savaş hiç değilse birazcık daha kısa sürede sonlandırılması yarının üstünde yürüyebileceğimiz zemini biraz daha korumaya çalışabilmek için uluslar arası insancıl hukuku denen bir mesele var. Yani çatışan taraflarda sonsuz elinde kendince güç olduğunu sanmasın. Bir sınırı da var. Bu noktaya gelmek zaten kahredici. Bunu zaten söylemek istiyorum. Mesele insan hakları, insancıl hukuk açısından bir sınırlarınızı lütfen hissedin sınırına gelmek zaten kahredici. Oraya gelmemeliydik. Ama oraya da geldikten sonra o da önemlidir. Yani orada tabiî ki sivillere zarar verilmemesi gerekir. Tabiî ki sağlıkçılara zarar verilmemesi gerekir. Tabiî ki o ortamda bir tür kamu görevi yapan dini açıdan başka açılardan yapanlara zarar verilmemesi gerekir. Bunlarda kategorik başka bir tırnak içinde, ne yazık ki yarınımızı çok tahrip ettiği için bir suç kategorisi halinde olan bir şeydir. Ve biz bugün görüyoruz ki, sivil ölümleri, dönem dönem rakamları açıklarız. Kahredicidir. Tabiî ki biz bunların nasıl gerçekleştiğini, ulaşma şansımız olmadığı için bilemiyoruz. Onun için deriz ki, bunlar için bağımsız, etkin soruşturma yapılmalıdır. Ama ne yazık ki, bugün ölümlerden sonra da yada yaralananlardan sonra da sağlıklı, etkin, bağımsız, tarafsız herhangi bir soruşturma süreci yaşanmadığı için bunlar bir şekilde yok ediliyor. Bu planlı, plansız yapılıyor tartışmanın bir anlamı yok. Sonuçta yok ediliyor.

Sokaklarda cenazelerin kalması yönündeki değerlendirmeleriniz ne olacak?

CENAZEYE HÜRMETSİZLİKTİR

Cenazelerimiz kalıyor ve birileri bu cenazeleri hemen yok edebilmek için Adli tıp kurumun yönetmeliğinde bir takım değişiklikler, mezarlık yönetmeliğinde bir takım değişiklikler yapıyor. Bu kahredici bir şey. Bu değerleri esas alarak ne kadar tahrip edildiğini, esas bu klasik göstergesidir. Yani Bir takım Bakanlıklarda, odalarda insanlar, orada iki tane sözcük olarak mülki idari amirlerde cenazeleri kaldırır, 15 gün beklemez, 3 gün kaldırır, 3 gün yetmez 24 saatte kaldırır. Toplumsal olay riske varsa, hemen kaldırır. Falan gibi bir takım basit bir takım yaklaşımlar aslında değerleri öldüren yaklaşımlar. Yani sadece cenaze değildir bu toplumun çok değer verdiği husus. Zaten insanın kendisidir bu toplumun en çok değer verdiği. Ama cenazeye bile ne kadar hürmetsizliktir. Ne yas sürecini yaşatır, ne gerçeklerin ortaya çıkmasının önüne olağanüstü engeller koymuş olur. Dolayısıyla bu süre içerisinde bunlara da olağanüstü bir hürmetsizlik var. İnsanlığa karşı suç kategorisinde işleniyor. Başından itibaren bütün hepimizin defalarca yetkili, yetkisizlerle paylaştığımız gibi sağlıkçıların da doğrudan mesleklerini yapmalarının önüne olağanüstü büyük engeller getirilmiştir.

Sağlığa erişme noktasında ciddi sıkıntılar var!

YETEMEDİK, ÇOK ÜZGÜNÜZ

Şuanda sağlık  kurumlarında bilhassa o sözünü ettiğiniz bölgelerde ulaşma, biz sağlıkçılar açısından bile olağanı nerdeyse bırakılmamıştır. Ama sağlığın bu kadar kötü kullanımı insanların sağlığa erişiminin engellenmesi kötü kullanımı da çok kahredici bir şeydir. Sağlıkçıların o noktada hedef haline getirilmesi hele hele de mesleki görevlerini yapma durumunda olanların zaten kategorik olarak kabul edilemez. Sonuç olarak, derin bir utanç içindeyiz. Tabiî ki bu cümleden sonra şunu da söylemek lazım; herkes de elinden geleni yapmaya çalışıyor. Bu da lütfen hissedilsin. Yani oradakilerde buradakilerde herkes istesin. Yetemedik ama. Çok üzgünüz. Bu gidenler, bu sahici insanlar başta olmak üzere ne diyeceğiz. Biz bu derin utançla yaşamaya mahkum kaldık. Ama bu mahkumiyetimizi hiç değilse demek ki bir şeyler yapmamıza rağmen yetemediğimize göre daha fazla şeyler yapmamız gerekiyor.Bu süreç içerinde kayıplarımıza olan bir borcumuz hem kendi kişisel hayatımızda bir miktar ayakta durabilmek için bu utanç duygumuzla baş etmek için kendimize iyi gelecek her halükarda yarın üzerine basacağımız zeminleri hiç değilse biraz korumak için.

Son olarak, sizce bu olayların sorumlusu kimdir? Yani sorumlu olarak kimin görülmesi gerekir?

KRİTİK SORUMLU DEVLETTİR

Bütün bu sürecin asli sorumlusu biz toplumuz. Biz toplum olarak aslında bu devlet diye nitelenen, bu devlet de kamu otoriteleri diye nitelendirilenlere yetki veriyoruz. Yetkiyi veren bizleriz. Toplumuz. Bu devlet dediğimiz şey bizim dışındaki bir şey değil. Biz bu yetkiyi şunun için veriyoruz. Birlikte, eşit, özgür, barış içinde yaşamamızın kolaylaştırıcı bazı fonksiyonları tanımlıyoruz aslında. Ben bir yurttaş olarak o fonksiyonlar yerine gelsin diye bu yetkiyi veriyoruz. Bunları istediği gibi kullansın diye vermiyoruz. Bütün bu süreci yani birlikte, eşit, özgür,barış içinde birlikte yaşayabilme yetkisini verdiklerimizin olağanüstü sorumlulukları altında gerçekleşmektedir. Kritik sorumlu devlettir. Bu devlet biz yetki verdik çünkü onlara. İstediğini yap diye değil, şuan da onlar bizim verdiğimiz yetkiyi kötüye kullanmışlardır. Bu sürecin bu ağır insan hakları ihlallerin yol açan sürecin asli sorumlularıdır. Orada hendek de var, bu da var. Tabiî ki de bunlarda önemlidir ama bunların Hendek, barikat hiç kimsenin düşünmeyeceği şeyler bunlar. Bunları çözmek için hiç kuşkusuz hep beraber bir şey yapmalıyız. Bu noktada bu hendek, ya da silahlı militanlar açısından da hep beraber derin bir nefes almalıyız.

(Sait BAYRAM’ın Özel Röportajı) (bu haber sadece haberdiyarbakir.gen.tr’de)

Bakkalcı-Portre Metin Bakkalcı

313 Total Views 1 Views Today

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

İlgili Terimler :
TemaFabrika