Dolar : Alış : 3.5850 / Satış : 3.5915
Euro : Alış : 3.9093 / Satış : 3.9163
mediclub
HAVA DURUMU
hava durumu

Diyarbakir24°CAz Bulutlu

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 19 Kategoride 12510 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

Kurt: “PKK, silah bırakmak için masaya oturmadı”

23 Şubat 2016 - 1.422 kez okunmuş
Ana Sayfa » Gündem»Kurt: “PKK, silah bırakmak için masaya oturmadı”

AK Parti İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Abdurrahman Kurt, Çözüm sürecinin sona ermesiyle yaşanan çatışmalı sürecini, halkın yaşananlara tepkisini ve HDP’nin kimlik değişikliğini değerlendirdi.

Bugün, 7 Haziran sonrası oluşan durumu ve bölge insanının etkilediği ve etkilendiği tarafları konuşacağız. Ama öncesinde, değinmek zorunda hissettiğim çözüm sürecine gitmek istiyorum. 2 yıl süren bir çözüm süreci geçirdik ve sonuç olarak ne çözüm kaldı; ne süreç. Bu sonucun ortaya çıkmasında ki temel sebep nedir sizce?

SÜREÇ BÖLGESEL HEGEMONYAYA DÖNÜŞTÜ

Öncelikle, çözüm süreciyle ilgili önemli bir tespiti doğru yapmak lazım. Hükümetin ve onu yönetenlerin çözüm sürecine yüklediği anlam şudur: Türkiye’nin demokratikleşme seviyesi yükselmiştir. İnsanların kendini ifade etmekle ilgili herhangi bir eksiği artık yoktur. İnkâr, asimilasyon ve ret politikalarına son verilmiştir. Dolayısıyla bundan sonra ihtiyaç duyan bütün kesimlerin kendilerini siyasette ifade etmelerine her türlü alanı açmaya hazırız. Devlet; Türkiye’nin, enerjisini içeride tükettiği böyle bir sorunu birlikte bitirmek istedi. Bu sürecin bozulmaması için de azami gayret gösterdi. Fakat örgüt, bunu istismara yöneldi ve bölgesel bir hegemonyaya çevirdi. Parti teşkilatında kendileri dışındaki kişileri sokakta propaganda yapamaz hale getirmek, tehditler, esnaf-tüccarlar arasında vergilendirme adı altında haraç toplamaları ve insanları kendi kurdukları paralel yargı içinde yargılamaları gibi bütün bunlarla ilgili bir süreç başlattı. Dolayısıyla buradan baktığımız zaman, örgütün çözüm sürecine yüklediği anlam bir bölgesel hegemonyaya dönüştü.

2013 Nevruzunda Öcalan’ın mektubu ile birlikte tabiri caizse bir silah bırakma süreci başlamadı mı?

BEKLENİLEN DURUM OLMADI

Evet. Ama beklenilen durum olmadı ve silah bırakmamaya yönelik çok ciddi reaksiyonlar göstermeye başlandı. Bunu da Suriye’den bağımsız düşünemeyiz. Yani örgüt bu süreci daha fazla büyümek için kullanmaya başladı. Böylelikle silah bırakmamaya yönelik tavır; Öcalan’a rağmen çok daha ciddi boyutlara ulaşacak şekilde keskinleşti.

PKK ÇÖZÜM MASASINA SİLAH BIRAKMAK ÜZERE OTURMADI

Yani PKK, daha masaya otururken bile silah bırakmayacağını mı planlıyordu?

Aynen öyle. PKK,çözüm masasına hiçbir zaman silah bırakmak üzere oturmadı. Öncelikle kendi halkına yani Kürtlere güvenmiyor. Çünkü silahları bıraktığı zaman Kürtleri yönetebilme yeteneğinin yeterince gelişmediğini düşünüyor. Zaten bu öz yönetimler ve öz savunma gücü dediğimiz kavramın içinde kendine ait silahlı güçlerin sahada olması talebi, aslında devlete karşı değil; daha çok Kürtleri rahat yönetebilmekle ilgili bir taleptir. Dolayısıyla çözüm süreci; PKK’nin silah bırakma süreciydi ve yine PKK tarafından ‘’silahların bırakılmayacağı ilanı’’ ile sona ermiştir.

Peki, bölge halkı çözüm sürecinin bitmesinden kimi sorumlu tutuyor?

HÜKÜMET ‘MİLLİYETÇİ BİR REFLEKSE DÖNÜŞMEMESİNE DİKKAT ETMELİ

Şuan örgütü sorumlu tutuyor. Ama hükümetin şuna dikkat etmesi gerekiyor: Bu çatışmalı alanlarda örgüte olan kızgınlıkların ve tepkilerin, Kürtlere yansıyan bir tepkiye ve milliyetçi bir reflekse dönüşmesinden bütün bölge insanı gocunacaktır. Dolayısıyla bu konuda, üslup esasın önüne geçmiş durumda. Zaman zaman kolluk kuvvetlerinin, Kürtlerin genelini rencide edecek reaksiyonlar içinde olduğunu gördük istisnai olarak. Bunları, duvar yazılarında görmüştük. Bu mücadeleyi, Kürt-Türk savaşı gibi aksettirmeye çalışanlar oldu. Hükümetin bu tür şeylere karşı daha uyanık olması gerekiyor ki zaten sayın Davutoğlu bu durumlarda hemen müdahil olup engelleyici bir mekanizma kurmayı başardı. Bu mekanizmanın bundan sonraki süreçte de devam etmesi zorunlu bir hal almış durumda. İşte bu hatalar engellenince bu sefer örgütün hataları daha fazla ön plana çıkmaya başladı. Çünkü örgüt, devletin hatalarının kendi yanlışlarını kapatacağı gibi bir öngörüyle yaşıyor. Kendi toplumuna karşı evleri zorla işgal etmeleri, çatışmayı sivil insanların içine çekerek ölümlerine sebep olmaları, adeta toplumu rehin alarak intihar kalkanı olarak kullanmaları ve bu kışta halkın evlerini terk etmelerine sebep olmaları toplumda büyük reaksiyonlar oluşturdu.

Bu reaksiyonları HDP içinde neden göremiyoruz? Leyla Zana kalkıştı bu işe; ama o da beceremedi gibi. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?

LEYLA HANIM’I AŞAN BİR DURUM VAR

Leyla Hanım çok iyi niyetle çıktı ama o da sürdüremedi bu kararlılığı. Özellikle Hatip Dicle’den beklentiler vardı. Ama onun da şuanda evinden çıkmadığı söyleniyor. Çünkü Hatip Dicle’yi ve Leyla Zana’yı aşan bir duruma dönüştü.

Hatip Dicle güvenlik sorunu mu yaşıyor? Neden?

Örgütü yanlış yaptığına ikna etmek istemesi sonucunda tehdit aldığı ve ihanetle suçlanacağı gibi durumlarla karşı karşıya kalmış vaziyette. Gülten Kışanak’ın da aynı sebepten ötürü bu vaziyete düştüğü biliniyor. Dolayısıyla şuan HDP’de konuşmakla ilgili bir alan yok. Tek yapacakları şey; çatışma ortamına lojistik destek sağlamaları ve algı yönetimiyle orayı ve oradakileri meşrulaştırmak için çabalamaktan başka şansları yok.

Yaşanan kaos ortamından sonra yani 7 haziran sonrası bölge insanının PKK ve Devlet’e karşı bakış açısı nasıl bir değişkenlik gösterdi?

HÜKÜMET KAZANDI DİYEBİLMEK İÇİN ERKEN!
Gerçeği söylemek gerekirse PKK kaybetti ve kaybediyor. Ama hükümet kazandı diyebilmek için henüz erken. Hükümeti, saha yönetimindeki aktörlerini dizayn etmeyle ilgili ciddi bir yükümlülük bekliyor. Çünkü bölge maalesef siyaset kurumunun işlemediği bir hale bürünmüş durumda. Bölgede PKK’nın yaptığı algı operasyonunun karşılık bulması bir kazanç sayılsa da PKK’nın yaptığı hatalarında saklanamayacak kadar açık olması örgütün kaybetmesine sebep oluyor.

Fakat baktığımızda, algıda yönlendirmenin en güçlü olduğu alan medya ve hükümet bu konuda çok geniş bir alana sahip. Özellikle de PKK’ya göre bariz bir üstünlüğü var. Buradan yola çıkarak PKK’nın algı operasyonlarında hükümet kanadına oranla daha başarılı olması bir çelişki doğurmaz mı?

Şöyle düşünün: Sizin medyanızın orada ki karşılığı nedir? Mesela Kobane olayları sırasında Yasin Börü gibi 16 yaşında bir çocuk; yeryüzünde görülebilecek en büyükbir vahşetle katledildi. Bıçaklıyorsunuz, 3.Kattan aşağı atıyorsunuz, üzerinden arabayla geçiyorsunuz ve yetmezmiş gibi yakıyorsunuz. Peki bu cinayeti işleyen insanlar bu hale nasıl getirildi? Nasıl bir kin ve nasıl bir vahşet bunlara empoze edildi? Demek ki burada bir algı yönetimi problemi var.

Bölgeyi iyi bilen biri olarak, özellikle size sormak istediğim bir konu da şu: Bölge halkı tepkisini neden fiili olarak veremiyor? Ya da tepkisini ortaya koyuyor mu?

HALK TEPKİSİNİ ORTAYA KOYUYOR

Halk, tepkisini ortaya koyuyor; ama gücü oranında yapıyor bunu. Mesela; mahalleleri boşaltmak bir tepki koymaktır aslında. Onlara yakın insanlar bile mahalleleri boşaltarak onlara sahip çıkmadıklarını ortaya koydular. Bugün bir seçim olursa HDP’nin baraj altında kalacak olması bundan dolayıdır. Eski desteği bulma ihtimalleri çok zayıftır artık. Siyaset kurumu bölgede prestij kaybediyor maalesef.

Değinmişken, gündemde olan bir konuyu sormak istiyorum: Biliyorsunuz geçenlerde erken seçim yapılma ihtimali gündeme gelmişti. Erken seçim ihtimalinde bugün HDP’nin alacağı oy oranı nedir sizce?

HDP’nin böyle bir erken seçim ihtimalinde barajın alında kalacağı kesindir. Oran olarak ise yüzde 7’lere düşeceğini tahmin ediyorum.

PKK’nın faaliyetlerine sessiz kalması; halkın HDP’ye olan güveninin kaybolmasına sebep oldu diyebiliriz o zaman?

Aynen öyle. Çünkü siyaset kurumu olarak var olan durumun önüne geçmekle ilgili HDP’nin büyük bir sorumluluğu var. Neye mal olursa olsun bunu yapmakla ilgili bir kararlılık göstermeleri gerekiyor. Onun dışında sadece hükümeti suçlayarak, dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş bir şekilde her tarafı silahlarla donatarak; mahalleleri terk edin gidin diyerek bir çözüme ulaşılması imkânsız bir durum. Hele de kendi halkınız bunu desteklemiyorsa. Bakın; kepenk kapatma eylemlerinde başarı oranları yüksektir. Ama ışık yakma-söndürme ve ses çıkarma eylemlerinde hiçbir karşılık bulamıyorlar. Bu ne demektir biliyor musunuz? Millet sizden korktuğu için ve dükkânımı yakmasın diye korkudan dükkânını kapatıyor ama herkesle birlikte olduğunda, lambasını yakıp söndürmeyi bile sizin için gerekli görmüyor demektir.

Geçtiğimiz günlerde Altan Tan, Al Jazeera’ye verdiği röportajda: HDP’nin artık sol hakimiyetinde olduğunu ve İslamcı Kürtler’in hassasiyetlerinin kaale alınmadığını belirtti. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Hüda Kaya ve Altan Tan gibi İslamcı gelenekten gelen isimler partide ne kadar etkili?

HDP BÖLGESEL BİR CHP’DİR

Ben HDP’nin yönetici kadrosu ve ana stratejileri açısından bir bölgesel CHP olduğunu çok önceden söylemiştim. Fakat bölgede tedrici hareket ettikleri için bu yönleri direkt olarak görünmeyebiliyor. Ama gücü buldukları anda tamamen bir bölgesel CHP zihniyetine bürüneceklerdir. İslamcı vekil adaylarına gelince: Vitrine koydukları adaylar, toplumun mütedeyyin kesiminde bir keklik misali cazibe oluşturuyor. Ama işin özü Altan Bey’in de itiraf ettiği gibidir. Yani gerçekte HDP; liberalleşmiyor, demokratlaşmıyor veya dindarlığa saygıyı geliştirmiyor. Bunları bir taktik olarak kullanıyor.

Bunu seçim beyannamelerinde açıkça gösterdiler zaten. Daha çok seküler ve sol kesime yönelerek, hem islami hem de toplum geleneklerimize aykırı olan eşcinsel aday gösterme gibi fiillerde bulundular. Peygamber Efendimiz(S.A.V) ‘e hakaret içeren karikatürü HDP’li Diyarbakır belediyesinin billboardlarında görmedik mi?

Bahsettiğiniz şeyler bilinçaltının dışa vurulmasıdır. Gücü yerleştikçe de kendi rengini çok daha fazla belli edecektir.

Tekrar bölgeye dönersek; PKK’nin kaos planını Sur, Cizre, Silvan ve bundan sonra Nusaybin gibi belli ilçelerde yoğunlaştırmasının sebeb-i hikmeti nedir?

KAOS ORTAMI HALK TARAFINDAN GERİ TEPTİ

Çok oy aldıkları yerlerde halkın onlarla birlikte ayaklanacağını ve devletin daha fazla sivil katlederek, halkla karşı karşıya geleceğini hesaba katıp; uluslararası alanda Türkiye’nin elini zayıflatacağını düşündü PKK. Ama halk onları yalnız bıraktı. Orada ki insanlarla birebir görüşüyoruz. Bize söyledikleri şey şu: PKK hendekleri kazmaya başladığında biz 10–15 gün kalıp giderler diye düşündük. Kalıcı olduklarını gördükçe insanlar orayı terk ettiler. Sokakta insanlar eylem yapacak sandılar onlar için; kimse yapmadı. Eylem çağrılarına kimse çağrı vermedi. Şuanda kitle toplayamaz hale geldi HDP. 20–25 ilçede oluşturmak istedikleri kaos ortamı halk tarafından geri tepti. Varto da başlatmak istediler beceremediler. Batman tepki koydu diye hain ilan edildi.

Halk çağrıları cevapsız bıraktı ve PKK, halktan beklediğini alamadı. Bundan sonra PKK ne yapmayı düşünüyor?

Şuanda kendilerini feda etme eylemlerinin, devletin hatalarıyla beslenip tekrar haklı olduklarını göstermek ve halkın desteğini geri kazanmak istiyorlar.

Ama kayıplar çok oldu. Tekrar doğrulabileceklerini düşünüyorlar mı?

Kayıplar, dağlarda verilmeye başlanmıştı zaten. Sorun; sivil halkın buna alet edilerek, sivil halkın büyük bedel ödemesidir; fark burada. ‘’Ben öleceksem, halka da bedelini ödettiririm’’ yaklaşımıyla yaklaştılar.

Abrurrahman Kurt

253 Total Views 1 Views Today

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

İlgili Terimler :
TemaFabrika