...
HAVA DURUMU
hava durumu

Diyarbakir

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 19 Kategoride 12816 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

Parlak: “Bölgede İran ve Rusya’nın vekalet savaşı yürütülüyor”

20 Ocak 2016 - 1.178 kez okunmuş
Ana Sayfa » Gündem»Parlak: “Bölgede İran ve Rusya’nın vekalet savaşı yürütülüyor”

Müzakere ve Çözüm Platformu Sözcüsü Alaattin Parlak, Bölgede yürütülen hendek ve öz yönetim siyasetinin Kürt meselesinin çözümüyle alakası olmadığının altını çizerek, “Bu yanıbaşımızda süren Suriye meselesiyle alakalı, uluslar arası güçlerin yan yana gelip, ‘acaba biz Türkiye’de bir kaos ortamı nasıl yaratabiliriz. Böyle bir birlikteliği nasıl sonlandırabiliriz’ adı altında bir vekâlet savaşı yürütüldüğüne şahit oluyoruz. Yani bugün Rusya ve İran’ın maalesef bölgedeki vekâlet savaşının yürütüldüğüne şahit olduk” diye konuştu.

Müzakere ve Çözüm Platformu Sözcüsü Alaattin Parlak, Sur, Cizre’de devam eden sokağa çıkma yasaklarını, hendek, öz yönetim ilanlarını, Sur’da yaşanan göç dalgasını, Hükümet’in yürüttüğü politikayı haberdiyarbakir.gen.tr’ye değerlendirdi. Çarpıcı açıklamalarda bulunan Parlak, Bölgede yürütülen hendek ve öz yönetim siyasetinin Kürt meselesinin çözümüyle alakası olmadığının altını çizerek, bu sürecin Rusya ve İran’ın vekalet savaşı olduğunu söyledi.

Bölgedeki olayları değerlendirebilir misiniz? Ne oluyor?

SURİÇİ’NİN HARABE ÇEVRİLMESİ BİZİ ÜZDÜ

“Diyarbakır Su içi 33 medeniyete beşiklik etmiş bir kentten bahsediyoruz. Hakikatten camileriyle, kiliseleriyle, kervansaraylarıyla, hanlarıyla, hamamlarıyla, tarihsel doku açısından binlerce yıldır ayakta duran ve birçok şehrin ve ülkenin gıpta ile baktığı bir yerden bahsediyoruz Sur içi. Bu kadar tarihsel bir geçmişi olan bir kentin doğrusu son günlerde harabe çevrilmesiyle ilgili görüntüleri izleyince üzülmemek elde değil. Bu kadar tarihi bir önemi sahip bir kentin bu kadar harap ve tahrip edilmesi bir Diyarbakırlı olarak üzüldüğümü ifade etmek istiyorum.

Peki, asıl meseleye dönersek…

İNSANLARIN YARINA UMUTLA BAKTIĞI TABLO BİRDEN BİRE NEDEN YIKILDI?

Burada mesele şu; Burada iki aya yakındır Sur’da yaşanan olaylarla karşı karşıyayız. İlk hendek kazılması ve öz yönetim ilanlarıyla birlikte Sur’da yeni bir aşamaya girildiğini ve insanların bu aşamada nasıl tavır göstereceğini doğrusu merak konusuydu. Bunu şundan dolayı söylüyorum; iki yıllık çözüm sürecinde, gerçekten herkesin, barış, kardeşlik ve mutlu bir şekilde yaşadığı Diyarbakır’ın günde binlerce turist aldığı, ticaretin çok rahat geliştiği, insanların artık bir umudun beklediği bir tablo ile karşı karşıyaydık. Ama bu tablo birden bire yıkıldığına şahit olduk. Bununda temel nedenlerden birileri de Özyönetim ve Hendek siyaseti.

KÜRTLER YÜZYILLARDIR SORUNLARIN BİR KISMINI AK PARTİ İKTİDARI DÖNEMİNDE ÇÖZDÜ

Kürtlerin yüzyıllar boyu süren sorunları az ya da çok olsun AK Parti iktidarı döneminde büyük bir kısmının çözümlendiğine hepimiz şahit olduk. Geçmiş yıllarda telaffuz etmeye dahi korktuğumuz, hayalini dahi kuramadığımız birçok noktada farklı iyileştirmeler olduğunu, Meclis’te bu anlamda kararlar çıktığını hepimiz biliyoruz. Bu da toplumda büyük bir kesim tarafından memnuniyet verici olarak karşılandı ve sonunda halk evet bu işi iyi gidiyor yönünde bir algı oluştu. Şimdi ne oldu da biran da bu kadar kazanımların bittiğine şahit olduk.

Olayların temelinde ne yatıyor? Yani ne oldu da, çatışmalı sürece girdi Türkiye ve bölge?

SÜRECİ BOZAN ÖRGÜT OLDU!

Olayların temeline baktığımız zaman Suruç hadisesiyle birlikte örgütün süreci bozduğu ile ilgili açıklamaları hep birlikte okuduk. Suruç’ta ne oldu? DAİŞ tarafından bir bomba patlatıldı. Ve orada vatandaşlarımızı kaybettik. Daha sonra bizim iç siyasetimizle alakalı olmayan bir süreçte, biranda bunun iç siyasete dönük eylemlere dönüştüğünü gördük. İşte adıyaman, Urfa’daki uyuyan polisler, Diyarbakır’daki trafik polisleri hadisesi, beraberinde bu sürecçin artık çatışmaya gittiğine şahit olduk. Ve bu da önümüzdeki dönemde bölgedeki sıkıntıların giderek artacağına işaret olarak görüldü. Sur içinde, Silvan’da, Cizre’de, Silopi’de bu olaylar vuku bulduğunda acaba bu yeni stratejik bir süreç midir? Acaba Türkiye farklı bir noktaya doğru gidiyor mu? Algısı oluşturulmaya başlandı. Daha sonra çatışmalar ve çatışmalarda asker, polis, çocukların ölümlerine şahit olduk. Bu da beraberinde yeni bir süreci doğurdu. Şimdi aslında Kürtlerin yüzyıllardır talep ettiği hakların büyük bir kısmının verilmesine rağmen, Sur’da, Cizre’de, Silopi’de, Silvan’da yüzde 85-90’lara yakın HDP’nin aldığı oy oranına rağmen böyle bir özyönetim ve hendek siyasetinin olması toplumun kafasında soru işaretlerine yol açtı.

Değişen ne oldu?

BÖLGEDE RUSYA VE İRAN’IN VEKÂLET SAVAŞI YÜRÜTÜLÜYOR

Değişen şey; aslında bölgede yaşadığımız hadiselerin ne Kürt meselesi ve ne de Kürtlerin temel sorunlarıyla ilgili olduğunu düşünmüyorum. Bu yanı başımızda süren Suriye meselesiyle alakalı, uluslar arası güçlerin yan yana gelip, ‘acaba biz Türkiye’de bir kaos ortamı nasıl yaratabiliriz. Böyle bir birlikteliği nasıl sonlandırabiliriz’ adı altında bir vekâlet savaşı yürütüldüğüne şahit oluyoruz. Yani bugün Rusya ve İran’ın maalesef bölgedeki vekâlet savaşının yürütüldüğüne şahit olduk. Bu da Kürt meselesinin ya da çözüm süreciyle alakalı süre gelen bu meselenin çözümüne yönelik bir eylem planı değil. Bunun görülmesi gerekiyor. Çünkü toplum tarafından ne öz yönetimler ne hendek siyaseti kabullenilmiyor. Çünkü anketler bunu söylüyor. Bu da yürütülen savaşın insanların ölümünden başka bir şeye yaramadığı, harabe kentlerin ortaya çıkarıldığı, insanların göç ettiği olumsuzluklara yol açtığını gördük.

SUR’DAN 22 BİN İNSAN GÖZ ETTİ

Bu göç olayı çok önemli mesele; çünkü 90’lı yıllarda kendi köyünü, bağını,bahçesini, hayvanını bırakıp Diyarbakır’ın farklı merkezlerine göç eden ailelerin şimdi aynı merkezden İlin farklı mahallerine giderek, bir iç göçün başladığını gördük. İnsanlar neden yurtlarını terk ederler? Güvenlikli bir ortam olmadığı için tabiî ki. Ve maalesef bu bölgelerde güvenlik ortamının olmadığına kanaat getirdikleri için şimdi farklı bölgelere göç başladı. Sadece Sur içinde 4 bin 400 ailede, yaklaşık 20-22 bin insandan bahsediyoruz. Çünkü bu iç göçün daha sonra getireceği sosyolojik anlamda gerçekten sıkıntılar çıkacak ortaya. Yani insanların etkilendiği, eğitimin, sağlığın ve birçok noktada aksaklığın olduğu bir tablo ile karşı karşıya kaldık. Şimdi bu sürecin geldiği nokta itibariyle bir kazanım olmadığı. Aslında olan halka olduğu, halkın da bu ve benzeri hadiseleri tasvip etmediği için bölgeden göçüne şahit olduk. İnşallah bundan sonraki süreçte de bu dediğimiz ortam bir şekilde düzelir.

Hükümetin Kürt sorununa halen güvenlik eksenli bakmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

HİÇ BİR DEVLET, KENDİ SINIRLARI İÇİNDE BAŞKA BİR SİLAHLI GÜCÜ İSTEMEZ

Şimdi hiçbir ülke kendi sınırları içerisinde başka bir silahlı gücün etkili olmasına izin vermez. Bir defa bunu görmemiz lazım. Yani Kamu düzeninin sağlanmasında birincil temel görev Devletin ve Hükümetindir. Burada farklı silahlı bir güç, farklı bir yapının ortaya çıkıp, aynı kamu düzeninin sağlamaya yönelik bir çalışma içerisine girerse devletin gerekli müdahaleleri yapması kadar doğal bir şey yoktur. Hepimiz Diyarbakır’da yaşıyoruz. Sokak aramaları, mahkemeler kuruldu, insanlar yargılandı, işadamları paralar toplandı, sorgulanmayan insan kalmadı, gecenin belirli saatlerinde sokağa çıkıp kimlik kontrolü yapan bir yapı ortaya çıktı ve ister istemez insanlar kendilerini tedirgin görmeye başladılar. Yani biz mevcut kamu otoritesinin dışında farklı bir otorite ile karşı karşıya kaldıklarında tek sığınacakları yer Devlet ya da hükümetin güvenlik güçleriydi. Şimdi çözüm sürecinin siyasi boyutuyla ilgili aslında ileri adım atıldığına hepimiz şahit olduk. Fakat burada hepimizin söylediği bir nokta var. Çözüm süreci devam ederken, kamu otoritesi ile ilgili ciddi anlamda sıkıntılar meydana geldi. ‘Aman çözüm süreci zarar görmesin’. Fakat bu kamu otoritesi güvenlik ile ilgili dediğimiz mesele ciddi adımların atıldığına hiç birimizin şahit olmadık. Niye söylüyoruz bugün bunu? Çünkü bugün Sur’da, Cizre’de merkeze indirilen mühimmatların tamamına yakının aslında bu süreçte indirildiğiyle ilgili bir kanaat ortaya çıkıyor. Çünkü aylar önce karayollarına döşenen patlayıcıların daha sonra patlatıldığına şahit olduk. Şimdi böyle bir süreçte güvenlik ile ilgili meselede evet kamu otoritesinin devletin bir şekilde sağlaması gerekir. Burada temel mesele, devlet kamu düzenini sağlarken, sivillerin zarar görmemesine özen gösteriyor. 90’lı yıllarda Diyarbakır’da yaşayan biri olarak söylüyorum; 90’lı yıllarda devletin cebberrut anlayışının olmadığını söyleyebilirim. Devlet daha titiz, daha mantıklı hareket etmeye çalışıyor. Kendi vatandaşının ve sivillerin zarar görmemesi için elinden geldiği kadar bütün güvenlikle ilgili konseptini sağlamaya çalışıyor.

HÜKÜMETİN MESELENİN ÇÖZÜMÜNE YÖNELİK ADIMLAR ATMALI!

Fakat güvenlik meselesi devam ederken, sadece meselenin çözümüne yönelik adımlar ne olacak? Asıl mesele bu. Aslında bu da bir şekilde devam etmesi gerekir. Yani Kürtlerin de temel anlamda sıkıntısı, sorunları ya da meseleleriyle ilgili Hükümetin adım atması gerekiyor. Bunun içinde yeni anayasa çalışmaları var. Şuanda Meclis’te 4 siyasi parti yan yana gelip, ki bence Kürt meselesinin temel sıkıntılarından bir tanesi Yeni anayasa meselesidir. Siz yeni anayasa meselesini oluşturursanız bu yeni anayasa katılımcı, çoğulcu, toplumun bütün kesimlerini de içine alabilecek bir anayasa olursa ben inanıyorum ki, bu sıkıntıların büyük bir kısmının bu süreçte atlatacağını belirtiyorum. Ama bugün yürütülen hendek siyaseti ya da Öz yönetim siyasetinin mevcut Kürt meselesi ya da Kürt sorununun çözümüne yönelik bir anlayış değil. Eğer bu mesele Kürt sorunun çözümüne yönelik bir mesele olsaydı siz 7 Haziran’da yüzde 13 almışsınız, 1 Kasım seçimlerinde yüzde 10 oy almışsınız bugün yapılan anketlerde ise ciddi anlamda bir oy düşüşü olduğu ortaya çıkıyor.

HALK HENDEK SİYASETİNE DESTEK VERMİYOR

Demek ki halk, sana siyasi anlamda verdiği desteği bugün bölgede yaşanan kaos ortamına öz yönetim ve hendek siyaseti ortamına destek vermediği ortaya çıkıyor. Biran önce bu öz yönetim ya da hendek siyasetinden vazgeçilmesi gerekiyor. Halka kulak verilmesi gerekiyor. Esnaf iş yapmak istiyor. Diyarbakır’ın tarihi kalbi olan Sur içinde esnaf 2 aydır dükkânını açamadı, işsizlik oranı artmaya başladı. Siz böyle bir ortamda hangi halkın öz yönetiminden bahsedebilirsiniz? Yani halkın kendini güvende hissetmediği, ticaretine yapamadığı, sosyal hayatın devam ettiremediği, ekonomik anlamda sıkıntıların çözülemediği bir öz yönetim anlayışının Kürtlere ne faydası var? Hiçbir faydası yoktur. Yani birilerinin bir yerde oturup, ben öz yönetim ilan ettim demekle kime danıştınız, kiminle istişaret ettiniz? Halkın bu özyönetimlere karşı tepkisi ne olduğunu biliyor musunuz? Bunlara bakmadan böyle bir öz yönetim ilan etmeniz Kürtlere ne faydası olur?

(Bu haber sadece haberdiyarbakir.gen.tr’de)

Parlak (1)

212 Total Views 2 Views Today

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

İlgili Terimler :
TemaFabrika