Dolar : Alış : 3.5926 / Satış : 3.5990
Euro : Alış : 3.8997 / Satış : 3.9067
mediclub
HAVA DURUMU
hava durumu

Diyarbakir19°CAz Bulutlu

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 19 Kategoride 12501 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

Pusuda bekleyen hastalık: Kanser

15 Nisan 2016 - 302 kez okunmuş
Ana Sayfa » Tüm Haberler»Pusuda bekleyen hastalık: Kanser

kanser

Selahaddin Eyyubi Üniversitesi (SEU) Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Mustafa Salih Çelik, kanser hastalığı hakkında bilgiler verdi. Biyofizik Uzmanı Çelik, kanserin insanın kendi hücresinden kaynaklanan ve bulaşıcı olmayan bir hastalık olduğunu söyledi. “Herkeste pusuda bekleyen kanser hücreleri vardır” diyen SEU Öğretim Üyesi Çelik, “kanser, yüzyıllar öncesinde olduğu gibi günümüzde de aramızda varlığını sürdürmekte hatta insanlığı geçmişte olduğundan daha fazla tehdit etmektedir. Bunun başlıca nedenleri. sağlıklı ve yeterli beslenme yerine Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO)’lu beslenme, çevreyi kuşatan her türlü elektrikli aletlerin yoğun ve bilincsiz kullanımı sonucu yaydıkları radyasyonlar, sigara gibi çevresel etkenlerdir” dedi.

“KANSER HASTASI TOPLUMDAN DIŞLANMAMALI”

Kansere yakalanan kişinin toplum veya aile içerisinden izole edilmesinin yanlışlığına da değinen Prof. Dr. Çelik, kanserli bir hastanın bağışıklılık sisteminin sağlıklı bir insanın bağışıklık sistemine göre daha zayıf olduğunu hatırlatıp şöyle konuştu: “Kişinin kanser hastası olduğu öğrenildiğinde, hastayı adeta izole edercesine bardağını, kaşık ve çatalını ayırma yoluna gidilmemeli. Bu yanlıştır, yapılması gereken şey hastaya normal günlük yaşantısını devam ettirecek şekilde destek vermek olmalıdır. Kanser bulaşıcı bir hastalık değildir. Ancak, kanser hastasının bağışıklık sistemi sağlıklı bir insanın bağışıklık sistemine göre daha zayıftır. Bu nedenle enfeksiyonlara karşı korunmaları gereklidir. Hastayı stresten ve enfeksiyonlardan uzak tutmak ve ona moral vermek gerekir. Abartılı olmamak kaydıyla onlara karşı güler yüzlü davranmak gerekir. Hatta kanser hastasına bilinçli olarak hasta muamelesi yapılmamalı, hastalığı hissettirilmemelidir.”

“KANSER TEDAVİSİ OLMAYAN BİR HASTALIK DEĞİLDİR

Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdürü Çelik, kanseri “tadevisi olmayan ya da mutlaka ölümle sonuçlanan” bir hastalık gibi yansıtılmasının doğru olmadığının altını çizdi. Erken teşhis ve erken tedaviye başlamanın büyük oranda başarı sağladığını ifade eden Çelik, şöyle devam etti: “Bu tür vakaların teşhisi için belirli periyodlarla chek-up yaptırmak gereklidir. Son dönemlerde, tıbbi tedavinin üç temel ayağı olan; Kemoterapi, Radyoterapi ve Cerrahi’de kullanılan teknolojilerde büyük gelişmeler sağlandı. Örneğin bu tedavilerden biri olan radyoterapi (farklı kaynak ve farklı yöntemlerle elde edile, İyonizan ve Noniyonizan radyasyonlarla tömüral kitleyi oluşturan hücreleri öldürmek yoluyla yapılan tedavi) ile çoğunlukla non-invaziv şartlarada yapılan tedavi olması, yeni tenoloji sayesinde artık  tedavinin kısa süreli ve hastanın yaşam konforunu etkilemediği için de öne çıkan bir tedavi şeklidir. Radyoterapi de kullanılan bu yeni teknolojiler; birincisi kanser tedavisinde iyileşme oranını yükseltmesi,. İkincisi olarak tedavi süresini ve yan etkilerini en aza indirmesi, Üçüncüsü de bu yeni teknoloji cihazlarla, hastaların konforu ön planda tutuluyor olması bu tedavinin önemini ortaya koymaktadır. Günümüzde radyoterapi; sadece hedefi vuran, çok keskin sınırlarla hedefe yüksek doz verirken normal dokulara zarar vermeyen, ikincil kanserlere yol açmayan bir tedavi düzeyine ulaştı. Sistematik tedaviler sayesinde hastalık mikroskopik düzeyde kontrol altına alınırken, görüntüleme sistemlerindeki gelişmeler sayesinde de makroskopik düzeyde gözle görülür hale getirilen tömür hücreleri ile yüksek doz ışın yoluyla savaşılmaktadır.Burada yoğunluk ayarlı radyoterapi (IMRT) ile tömüral kitleye istenildiği düzeyde ışın gönderilir böylece tömüral kitleyi oluşturan hücreler bir uygulama ile öldürülür. Görüntü rehberliğinde radyoterapi (IGRT) ise, kanserli hücre görüntülenerek ışın gönderilir. Bir de noktasal olarak hedefi vurma (STR) özelliği ile de tömüral kitleyi oluşturan kanserli hücreler tespit edilerek, bir uygulama ile fonksiyonsuz hale getiriliyor. Bu teknoloji ile adeta askerlikte hedefi vurmak için kullanılan silahın  gez, göz arpacık diye tabir edilen uygulamaya benzer, kanserli hücre IMRT (Yoğunluk ayarlı radyoterapi), IGRT (Görüntü eşliğinde radyoterai) ve SRT (Noktasal vuruşlu radyoterapi) ile tespit edilip, noktasal ışınlarla yok edilmektedir.”

UZUN SÜRELİ TELEFON GÖRÜŞMELERİNE DİKKAT!

Radyasyonun kansere neden olan çevresel etkenlerden olduğunu hatırlatan Biyofizik Uzmanı Prof. Dr. Çelik, özellikle cep telefonlarının bilinçli kullanılması gerektiğini kaydetti: “Teknolojilerin nimetleri olduğu gibi külfetleri de vardır. Ancak bunları bilinçli kullandığımız takdirde, zararı en aza indirebiliriz. Cep telefonlarında uzun konuşmalardan kaçınmalıyız. Çünkü beyin hücrelerine zarar verebiliyor. Kulaklık kullanılmalı. Cep telefonlarını gömlek veya ceketlerimizin iç ceplerinde taşımamalıyız. Cep telefonu, çocuklarımızdan uzak tutmalıyız. Çünkü bu cihazlar radyasyonu hem alır hem de verirler. Yeni akıllı teknoloji daha yüksek frekans bantlarında haberleşmeyi sağlamaktadırlar. Eski telefonlar 900-1800 MHz bantlarında çalışıyorken, 4.5 G teknolojisinin yaydığı radyasyon 2,4 GHz’dir. Yanı bir mikrodalga fırınının yaydığı radyasyona eşittir. Hisedilmeyen, görünmeyen, tadı olmayan, işitilmeyen ve kokusu olmayan bir enerji olan radyasyonda güvenli düzey diye bir şey yoktur. Son yıllarda yürütülen bilimsel ve tıbbi çalışmalar, düşük frekanslı radyo ve mikrodalga frekansları hücrelerimizde oldukça büyük hasarlara sebep oldukları ve Otizm (çocuklarda üç yaşına kadar ortaya ve ömür boyu devam eden, iletişimde problemler şeklinde kendini gösteren, karmaşık gelişimsel bir bozukluk)’i arttırmaktadır. Bu konuda yapılan araştırmalarda; cep telefonu ve baz istasyonların artışı ile otizm arasındaki korelasyon açık bir şekilde paralellik gösterdiği tespit edilmiştir. Buna ilaveten; kalp düzensizlikleri, beyin dalgalarında meydana gelen değişiklikler, çocukların bağışıklık sistemi ve iskelet yapısının gelişmesi üzerinde etkili olduğu ve kansere neden olduğu ölü doğum oranlarını arttırdığı, genetik hasarlı çocuk doğumlarını tetiklediği daha kötüsü bu genetik kusurların kalıtım yoluyla diğer kuşaklara aktarılabildiği tespit edilmiştir.  O halde; Uzun süreli telefon konuşmalarını yapmamalıyız. Çocuklarımızı avutmak veya susturmak için cep telefonlarını aracı olarak kullanmamalıyız.”

190 Total Views 1 Views Today

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

İlgili Terimler :
TemaFabrika