Dolar : Alış : 3.8872 / Satış : 3.8942
Euro : Alış : 4.5770 / Satış : 4.5853
HAVA DURUMU
hava durumu

Diyarbakir13°CSağanak Yağışlı

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 20 Kategoride 13757 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

Demokrasi mücadelesi ve şiddet-(Abdulhay Okumuş)

07 Ocak 2016 - 893 kez okunmuş
Ana Sayfa » Gündem»Demokrasi mücadelesi ve şiddet-(Abdulhay Okumuş)

Mücadelenin her alanı ve aşamasında en kutsal amaçlar dahil,uğruna mücadele edilen amaçlar için verilen mücadele yönteminde,şiddet en kötü ve en son, yani çaresizlikten dolayı  tercih edilmesi gereken yöntemdir.

Bu siyasi mücadele anlayışında, özellikle de biz Kürtlerde yıllardır tartışılan ve bir türlü uzlaşılamayan konuların başında gelmektedir. Oysa, bir ülkede siyasi çalışma alanında demokratik, legal, sivil itaatsizlik gibi yöntemler için en küçük imkan bile mevcut ise, şiddet yolunu tercih etmek,özgürlüğü için mücadele ettiğin halkı intihara sürüklemek olur.

Ayrıca uğruna mücadele edilen amaç ile seçilen mücadele yöntemi ve uğruna ödenecek bedel arasındaki dengeyi gözetlemek, can alıcı noktadır,yani Minimal bir amaç için maksimum tahribat yaratmanın, siyasi literatürdeki adı farklı olur.

Özellikle Kürdistanda,kısmi özgürlükler hedeflenirken,Türkiye’nin resmi tarihinde okuduğumuz, “ya hep ya hiç“ veya, “ya ölüm,ya istiklal“ anlayışı ile tavır sergilemek,başta uğruna mücadele edilen Kürt halkının, içinde bulunduğu durumdan da geriye taşımaktan başka işe yaramayacak bir sonuç doğurur.

Kürdistan gibi bir ülkede,sömürgeciliğe karşı verilecek ulusal bağımsızlık mücadelesinde tüm mücadele yöntemlerinin meşru olması, demokrasi mücadelesinde son seçenek olması gereken şiddet yöntemini kullanmayı meşru kılmaz, demokratik mücadele yöntemlerinin kanalları açık ise, şiddet,meşruiyetini yitirir,ve şiddet, mücadele ettiğin toplumun nihai hedefine zarar vereceğinden,böylesi bir durumda şiddeti  kullanmak toplumsal bir suç haline gelir.

Mücadelede, İllegalite ve şiddetin kullanılması bir tercihten ziyade, mücadele alanlarının tümünün tıkanmış olması sonucu en son ve mecburiyetten başvurulacak yöntemdir.Zira mücadelede şiddetin riskleri büyük ve çoğu kez “astarı yüzünden pahalı olur“ misali ağır sonuçlara neden olabilecek bir yöntemdir.

Toplumsal yaşamda hiç kuşku yok ki, tüm gelişmelerin paralelinde özgürlük talepleri de gelişme gösterir, bu gelişmeler doğrultusunda özgürlük talebide gelişen dünyanın gelişmişliğine denk düşecek şekilde artar.

Tarih boyunca Özgürlük ve güvenlik arasındaki dengesizlikten doğan mücadelede, egemenlerin güvenlik gerekçesi ile kısıtlamaya çalıştığı özgürlükler uğruna mücadele kaçınılmazlaşmıştır ancak, bu mücadelede seçilen yöntem, büyük önem taşımaktadır. Özgürlüklerin kısıtlanmış olması mücadeleyi haklı kılar ancak şiddet ve illegal mücadele yöntemi meşruluğunu haklı olmaktan değil,mecbur olmaktan alır.Haklı olmak,hak sahibi olmak, hak alma mücadelesinde şiddet ve illegalite için yeterli neden sayılmamalı,hak aramada,örgütlenme ve demokratik mücadele alanlarının tümünün tıkalı olmasının yanında, haklı olmana rağmen, can,mal,onur ve haysiyetin,talan ve ölüm riskleri taşıyan saldırı tehditi söz konusu olduğunda şiddet ve illegalite meşru olur.Zaten Hukukçular da meşru mudafaayı tanımlarlarken ’’Mağdur için, “Kaçmak dahil hiçbir yol kalmamışsa’’ der.

Bu sadece ahlak, hukuk ve felsefe boyutu ile değil,akıl,mantık ve siyasi gerekliliğin ölçüleri içinde geçerlidir.Çünkü hayatın her alanında (Ticaret,siyaset,sağlık,spor vs.) kar zarar hesaplamasının yapılması tartışma götürmez bir gerçekliliktir,bu gerçeklikten hareketle zarar ile sonuçlanacak hiçbir girişim rasyonel değildir, demokratik mücadele kanalları açık iken şiddetin kullanılması can ve mal güvenliğini tehdit edecekse meşruluğu düşünülemez ve kaçınılması gereken bir durumdur.

Bu gün,Kuzey Kürdistan’da ve özelliklede Kürt ulusal meselesinde Tv.kanalları ve gazetelerde bağımsızlık dahil olmak üzere tartışılamayan bir konunun kalmadığını,Legal alanda, Kürdistan için federasyon talebini programlarına koyan ve adında Kürdistan adını kullanabilen siyasi partilerin resmen var olması,hemen her gün,Kürdistan’ın değişik il ve ilçelerinde gösteri ve basın açıklamaları ile ifade özgürlüğünün kullanılabiliyor  olması,siyasi mücadelede demokratik kanalların açık olmasının önemli göstergeleridir. Ayrıca DTK eş başkanının basın açıklamasında, gündemde olan milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması ile ilgili yaptığı,“siyasi kanalların tıkanması demokratik gelişime zarar verir“ açıklaması da, demokratik mücadele kanallarının açık olduğunun kabulüdür.

Bu örneklerden anlaşılacağı üzere, Örgütlenme, düşünce ifade etme ve demokratik mücadele yöntemlerini kullanmada ciddi sorun yoktur.

Kürtler ile ilgili ötekileştirilme konusunda da,t arihte,ABD de,zenciler için beyazların bindiği otobüslere yasak koyma gibi, Polonya’da,Yahudilerin sokağa çıkma veya kaldırımlarda yürüme yasaklarının olduğu gibi ötekileştirilme sorunu da yoktur,eğer mücadele demokrasi mücadelesi ise, Kürtler için sorun olan, bireysel özgürlükler değil, gasp edilen Kürtçenin resmi dil olması,ana dili ile eğitimi, Kürt kimliğinin anayasal güvenceye alınarak resmen tanınması  gibi kolektif haklarıdır.

Demokratik mücadele kanallarının açık olması, elbette Türkiye’de sorunsuz bir demokratik yapı olduğu anlamına gelmez,ancak verilen mücadele, Kürtler için ulusal kurtuluş mücadelesi veya Türkiye için sınıfsal bir devrim mücadelesi değilse,verilen mücadele “demokratik cumhuriyet“ talebi ise, verilen mücadelede Kürtlerin de yukarıda sayılan kolektif hakların kullanılabilmesinin koşullarının yaratılması mücadelesi ise,bu koşulların yaratılması için, illegal örgütlenerek mücadele etmenin ve mücadelede şiddet kullanmanın hiç bir haklı gerekçesi yoktur.

Abdulhey Okumuş

389 Total Views 1 Views Today

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

İlgili Terimler :

BENZER HABERLER

KÖŞE YAZARLARI

Tüm Yazarlar
TemaFabrika