Liseli ifşa
Dolar : Alış : 3.6256 / Satış : 3.6322
Euro : Alış : 3.9140 / Satış : 3.9211
mediclub
HAVA DURUMU
hava durumu

Diyarbakir16°CAz Bulutlu

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 19 Kategoride 12331 İçerik Bulunuyor.

‘Herkes ‘hendek’ meselesine takılıyor. Oysa…’’

05 Aralık 2015 - 890 kez okunmuş
Ana Sayfa » Röportaj»‘Herkes ‘hendek’ meselesine takılıyor. Oysa…’’

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Genel Başkan Yardımcısı Av. Muharrem Erbey, çatışmalı süreç, hendekler, Demokratik özerklik, Tahir Elçi’nin katledilmesi, Çözüm süreci ve Kürtlerin taleplerini sadece haberdiyarbakir.gen.tr’ye değerlendirdi.

HERKES ‘HENDEK’ MESELESİNE TAKILDI

Çarpıcı açıklamalarda bulunan Erbey, herkesin hendek meselesine takıldığını ifade ederek, Orada yaşayan insanlar, esnaf, siyasetçiler ve hatta Kandil’dekiler dahi bu tür şiddet olaylarının doğru olmadığını, artık bu işin diyalog ve istişare ile çözülmesi gerektiğini söylediklerini belirtti.

KÜRTLER YERİNDE YÖNETİM İSTİYOR

Erbey, Kürt halkının yaşadıkları yerlerde yönetimde söz sahibi olmak istediklerinin altını çizerek, “Devletin yetkileri azaltılsın, halkın yetkileri artırılsın. Halk da daha fazla söz sahibi olsun. Yani bunun adı Özerlik, öz yönetim, otonomi başka şey neyse adı artık. Ama yerinde yönetim yani halk diyor ki; biz yönetimde söz sahibi olmak istiyoruz” dedi.

DEMOKRATİK ÖZERKLİĞİ SAVUNUYORUZ

Öz yönetimi ilan ettiklerini söyleyen insanların basın açıklamalarına bakılırsa, orada ‘devleti ret etmiyoruz, devleti dışlamıyoruz, devletin dışında bir yapı da kurmuyoruz’ denildiğini hatırlatan Erbey, “Devletin içinde ama kendi mahallemizi yönetmek istiyoruz. DBP olarak da demokratik özerkliği savunuyoruz. Ve onu her yerde anlatıyoruz. Bunun inşa edilmesi gerektiğini söylüyoruz” diye konuştu.

ELÇİ, 3 POLİSİN KURŞUNLARINDAN BİRİYLE ÖLDÜRÜLDÜ

Erbey, Tahir Elçi’nin 20–25 yıldan beridir asla geri adım atmadan, avukatlık mesleğini en iyi şekilde icra eden, en önemli davaları hem iç hukukta hem de uluslararası alanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde takip eden işini titiz yapan, nazik, dürüst, barışı ağzından eksik etmeyen çok değerli bir hukukçu olduğunu ifade ederek, “Asla savaştan bahsetmezdi. Son sözleri de ‘Silahlar sussun, barış olsun’du. Şimdi orada ne olursa olsun, görüntülerde anladığımız şu ki, 3 polisin kurşunlarından bir tanesi ile yaşamını yitiriyor” dedi.

SİLAH VE ŞİDDET YÖNTEM DIŞI KALMALI

Silahın ve şiddetin artık yöntem dışı kalması gerektiğine işaret eden Erbey, “Bu yöntem artık demokratik bir yöntem değil, Devletin de bu güvenlikçi, asayişçi anlayışından vazgeçmesi lazım. 2013’te başlayan ve Şubat ayında Dolmabahçe mutabakatından sonra masayı devirme hikâyesine kadar ki bu masayı deviren Hükümet’in ta kendisidir. Bu masanın yeniden kurulması lazım” şeklinde konuştu.

İşte DBP Genel Başkan Yardımcısı Avukat Muharrem Erbey ile yapılan röportajın tamamı:

Kürtler ne istiyor?

KÜRTLERİN TARİHİNE BAKILMALI

“Tarih boyunca Kürtler hiçbir zaman özgürlüklerinden ödün vermediler. Kürtlerin tarihi bilmeden ‘Kürtler ne istiyor Türklerden kardeşim, nedir iki de bir başlarını kaldırıyorlar’ dediğimizde Kürtlere de tarihlerine de, tarihin arka planına da hakaret etmiş oluyorlar.

KÜRT HALKI YÖNETİMDE SÖZ SAHİBİ OLMAK İSTİYOR

Kürtler kendi dillerini, kültürlerini yaşamak ve yaşatmak istiyorlar. Birde kendi içlerinde örneğin; Bağlar, Suriçi, Silvan, Cizre’de Sinop’tan gelen bir Kaymakam’ın Cizre’yi Silvan’ı tanımayan bilmeyen bir Vali’nin orayı tek başına yürütmesini doğru bulmuyorlar. Vali’nin Şırnak’tan seçilmesini istiyorlar. Seçimle işbaşına gelsin ve orada bütün mahalleyi semti yönetirken, mahalleli de bu yönetime katılsın. Devletin yetkileri azaltılsın, halkın yetkileri artırılsın. Halk da daha fazla söz sahibi olsun.

Yani bir nevi Özerklik, Öz yönetim mi?

ADI NE OLURSA OLSUN YERİNDE YÖNETİM TALEP EDİLİYOR

Yani bunun adı Özerlik, öz yönetim, otonomi başka şey neyse adı artık. Ama yerinde yönetim yani halk diyor ki; biz yönetimde söz sahibi olmak istiyoruz. Yani Cizre’ye bir memur alınacaksa bu Ankara’dan soruluyor, onlarca kez yazışma yapılıyor, ondan sonra oraya atanıyor. Cizre ve Silvan’da vergi toplanıyor. Ankara’ya gönderiliyor, aylarca orada kalıyor. Vergi alındığı yerlerde yatırım olacak, o para tekrar geri gönderiliyor. Dolayısıyla bu verimli değil. Yani burada yerinden yönetim devletin bütünlüğü bozulmadan, çünkü özerklik, öz yönetimi herkes kendine göre farklı yorumluyor. Örneğin öz yönetimi ilan ettiklerini söyleyen insanların basın açıklamalarına bakılırsa, orada devleti ret etmiyoruz, devleti dışlamıyoruz, devletin dışında bir yapı da kurmuyoruz. Devletin içinde ama kendi mahallemizi yönetmek istiyoruz. DBP olarak da demokratik özerkliği savunuyoruz. Ve onu her yerde anlatıyoruz. Bunun inşa edilmesi gerektiğini söylüyoruz.

Bunu söyleyenler yani aralarında belediye başkanlarının bulunduğu insanlar şuan cezaevinde?

ÖZYÖNETİM İSTEYENLER MÜEBBET HAPİS CEZASI İLE YARGILANIYOR

Herkes cezaevinde ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteme ile yargılanıyorlar. Bir basın açıklamasından dolayı ağırlaştırılmış müebbet cezası istemiyle yargılanıyorlar. Şimdi insanlar bu hendekler neden kazıldı. O kadar devasa sorunun tek noktasına parmak basıyorlar. Hatırlarsanız geçmiş yıllarda şunu diyordular; bu gençler neden dağa gidiyor? Onlarda diyordu; siyaset yapma imkanı yok, babaları, kardeşleri, amcaları faili meçhule kurban gidiyor, tutuklanıyorlar, yargısız infazlara maruz kalıyorlar. Bundan dolayı gençler dağa gidiyor. Bırakın insanlar siyaset yapsın ki dağ yolu kapansın. Bunu demiyor muyduk? Şimdi hendek meselesi de tam da bu. Sur içerisinde basın açıklamasında gayet soft ve yumuşak bir metin, ‘dilimizi, kültürümüzü istiyoruz, Devleti ret etmiyoruz, savaş istemiyoruz’ dediler. Orada olan herkesi tutukladılar.

Burada Devlet burada neden böyle bir refleksi gösterdi?

DEVLET YANLIŞ REFLEKS GÖSTERDİ

Devlet aslında yanlış bir refleks gösterdi. Panikledi. Sanki Devlet öz yönetimi, özerkliği, demokratik özerkliği kabul etmedikten sonra bunun resmiyete girmesine imkân yok. Bir yasanın mevzuatın olması gerekir. Ama oradaki insanlarda ‘Mahallemizi, sokağımızı bundan sonra kendimiz yönetmek istiyoruz’ dediler. Devlet çok büyük bir panikle onları aldı, hepsini tutuklayarak, en ücra cezaevlerine gönderdi. Ve haklarında TCK’nun 302. Maddesi yani Ağırlaştırılmış Müebbet hapis cezasıyla dava açtı. Basın açıklamalarının yapıldığı süre içerisinde hendekler yoktu. Savaş, çatışma yoktu. Ondan sonraki süreçte başladı. Dolayısıyla kimse savaş istemez.

Bu çatışmalar tutuklamalara karşı gösterilen bir refleks miydi?

HERKES ‘HENDEK’ MESELESİNE TAKILIYOR. OYSA…

Herkes hendek meselesine takılıyor. Orada yaşayan insanlarda, esnaf da, siyasetçiler hatta Kandil’dekiler dahi bu tür olayların şiddet olaylarının doğru olmadığını, artık bu işin diyalog ve istişare ile çözülmesi gerektiğini söylüyorlar. Ama siz işin öncesini görmezseniz, yaşananları, söylenenleri görmezseniz sonuç olarak sadece ‘hendek’e parmak basıp bunu tartışırsanız, onun yanlışlığı üzerinden bir siyaset geliştirirseniz hata yaparsınız.

Çözüm süreci neden sonlandırıldı? Hem de her şey iyiye doğru giderken!

O MASAYI KURAN DA, YIKAN DA ERDOĞAN’DI

Çözüm sürecinin barış sürecinin müzakere ile çözülmesinden yanayız ve herkes Kandil’in artık barış sürecine girdiğini, silahları bırakacağını, Gerillanın yavaş yavaş gelip siyasete atılacağını bekliyordu. Dolmabahçe mutabakatından sonra. Kim masaya vurdu? Buna bakmak lazım. Kim o masayı devirdi. Dolmabahçe mutabakatında insanların nerede oturacağına dair, kelimelerine ve satırlarına dair her şeyiyle Erdoğan ilgilenmişti. Bunu herkes biliyor. Ve bunlardan hemen sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan, sürecin olumlu olduğunu söyledi. Aradan 3-4 gün geçti. Anketler önüne geldi. Oylarının düştüğünü gördükten sonra Dolmabahçe mutabakatının yanlış olduğunu söyledi. Yani Dolmabahçe’yi belirleyen, oradaki görüşmelere izin veren Erdoğan’dır.

BİZ BARIŞTA ISRARCIYIZ

Dolayısıyla biz barışta ısrarcıyız. Yani tüm bu konuşmalarımızın içerisinde barış olmadan bu topraklarda huzur kimseye gelmez. Bu barıştan herkesin nasıl anladığı da önemli. Barış onurlu bir barış. Yani Kürtlerin hakir, hor gören, parmağını sallayan, onları sürekli dışta tutan, hakaret dolu sözlerle yürütülen barışı Kürtler istemez. Kendi coğrafyasında özgür yaşamak istiyor. Ama Devleti ret etmiyor, yeni bir devlet talebi yok. Yani statü talebi var. Etnik kimliğinin ret edilmesini istemiyor. Anayasada illa Kürt kimliği geçsin demiyor, Ama Anayasa’nın her yerinde 10 tane Türk kelimesi geçiyor. Dolayısıyla Türkiye’de sadece Türkler yaşamıyor. Türkiye sadece Türklerin değil. Anadolu’da yaşayan 34 dil konuşuluyor. Burada çok sayıda etnisite var. Hepsine ayrı ayrı özerklik verin gibi bir beklenti de olmaz. Ama Türkiye’de bölgesel olarak; örneğin bölgede 3 Büyükşehir Belediyesi var Trakya’ya, Karadeniz’e, İstanbul’a ayrı bu yerinden yönetim açısından oldukça önemli bir model. 16 tane Kalkınma Ajansı var. Kalkınma Ajansları bölgesel olarak inşa edildi. Kimse çok fazla istifade edemiyor, konuşamıyor, tartışamıyor. Benzer bir çalışma. Daha önce Türkiye biliyorsunuz 8 bölgeye ayrılmıştı. Şimdi günün ihtiyaçlarına artık cevaz vermiyor. Yani merkezi yönetim şuanda rantabl değil, Dünya’da terk edilen bir yönetim sistemidir.

Büyükşehir Belediyesi yasası etkili değil mi? Yerinde yönetim, yani yerel yönetimleri güçlendirme anlamında.

DEMOKRATİK ÖZERKLİK MODELİ ŞARTTIR

Öyle değil, hala Vali hala Kaymakam var. Devletin bütün imkânları Vali ile Kaymakam arasındadır. Vali, Devlete daha doğrusu Ak Parti’ye yakın olan insanlara peşkeş çekiyor. CHP iktidarda olsa, CHP kendisine peşkeş çekecek. Yani ben bunu AK Parti’ye özgü olarak söylemiyorum. İktidar tatlıdır. İktidarın çevresine çepellenen insanlar da keyfi olarak oraya gitmezler. Bütün imkânlarını seferber edip o iktidarın çevresinde çepelleniyorsa bunun nimetlerinden istifa etmek içindir. En iyi dükkânı, en iyi arsayı almayı çalışır. İktidar partisine yakın olan insanların çoğu da müteahhittir, tüccardır, ağadır yani beklenti içerisinde olan, yani 30 yıl boyunca ticaret ile uğraşan para kazanan bir insan birden bire vatandaşın özgürlüklerini kazanma havarisi kesiliyor ve gidiyor oraya, yani bir yürüdüğü zaman yanında 10–15 araba ile geziyor. Yüzde 300-500 kazanmazsa birisi iktidar partisinde kolay kolay yer almak istemez. Çevresi, imkanı ve parası olmayan iktidar partisinden milletvekili olma imkanı yoktur. Dolayısıyla tümü şunu gösteriyor, Bir rant var.

DEVLETİN EGEMENLİĞİ ALTINDAKİ RANT PEŞKEŞ ÇEKİLİYOR

Devletin egemenliği altında olan büyük ve devasa bir rant var. Ve burada belli başlı insanlara peşkeş çekiliyor. Cumhuriyet tarihinden bu yana bu hep böyledir. Diğer partilerde bunu yapmışlardır. Dolayısıyla bunun ortadan kalkması için yerinden yönetim, demokratik özerklik şart. Bunu ortadan kaldırdığınız zaman o bölgede yaşayan insanlar; örneğin burada Belediye ve Valilik birleşti, tek bir valilik üzerinden burası yönetilmeye başlandı. Valilik ve Meclis olacak burada. Ve meclis bu bölgenin bütün imkânlarını masaya yatıracak. Bütün büyük işlerin tamamı iktidara yakın olan insanlara dağıtılıyor ve bölge halkı burada çalıştırılmıyor. Bölgenin parası bölgede kalmalı, yani yatırımlar bölgede kalmalı. İsim o kadar önemli değil. Yerinde yönetim modeli daha verimli, daha demokratik, daha şeffaftır. Her açıdan daha insani, daha ahlaklıdır daha politiktir. O insanların problemlerini ortadan kaldırır. Demokratik özerklik modeli şart.

Tahir Elçi öldürülmesine gelirsek, kimi suikast, kimi iki ateş arasında kaldı deniliyor? DBP ne diyor?

ELÇİ’Yİ ÖLDÜREN POLİSLERİN KURŞUNLARIDIR

Tahir Elçi 20–25 yıldan beridir asla geri adım atmadan, avukatlık mesleğini en iyi şekilde icra eden, en önemli davaları hem iç hukukta hem de uluslararası alanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde takip eden işini titiz yapan, nazik, dürüst, barışı ağzından eksik etmeyen çok değerli bir hukukçuydu. Asla savaştan bahsetmezdi. Son sözleri de ‘Silahlar sussun, barış olsun’ du. Şimdi orada ne olursa olsun, görüntülerde anladığımız şu ki, 3 polisin kurşunlarından bir tanesi ile yaşamını yitiriyor. Tahir elçi olayında da iki eylemci koşarak aşağı geliyor. Onlar o eylemi yaptıktan sonra ellerinde silah bulunan polislerin üzerine bilerek gideceklerini sanmıyorum. Bu tamamen bir tesadüftü ama şu tesadüf değil, 3 polis ellerinde kamera ile 10 dakika önce Tahir Elçi’yi çekmişler. Bu sırada koşup gelen iki eylemcinin montları siyah, Tahir Elçi açık bir ceket giymiş. Onlar gelip koşarken, Tahir Elçi orada duruyor. Ve onlar ateş ederken Tahir elçi’yi vurma ihtimali, polis eğitimlisiniz, silahın nasıl kullanılacağını biliyorsun. Öngörülü olman lazım. Tahir Elçi’ye ‘kenara çekilebilir misiniz?’ deyip uyarmaları lazım. Ama bu uyarıyı yapmıyorlar. Bizim bütün mesajlarımız hiç kimsenin ölmemesi üzerinedir. Tahir elçi yüreğimiz dağladı, ama diğer iki insan öldü ne olursa olsun şeklinde bakmıyoruz. Bölgede yaşamını yitiren herkes, polisi, askeri, korucusu, sivili, yurttaşı, gerillası kim olursa olsun tümü bizim yüreğimizde bir eksiklik yaratıyor. Ve insanların ölmeyeceği siyasal bir çözümden bahsediyoruz.

Peki, soruşturmaya gelirsek, soruşturma ne boyutta?

SORUŞTURMA BAŞLI BAŞINA VAHAMETTİR!

Soruşturma başlı başına bir vahamet. Bir yerde bir eylem, ya da olay meydana geldiğinde polisin ilk yaptığı şey olay yerine intikal etmek, çevresini sarmak, olay yerindeki bütün delilerin bütün bulguları fotoğraflamak, belgelemek, oradaki bütün kameraları almaktır. İşler böyledir. Ana caddenin 50 metre aşağında olan yere 3-5 toma gider polis gider çevreyi toplarlar, savcı ve avukatlar gidip keşif yapar. Ama olaydan hemen sonra orası başıboş bırakıldı. 2 saat sonra avukatlar ve Başsavcı gitmeye çalıştı. Orada kimin açtığı belli olmayan silah seslerinden sonra olay yerinden ayrıldılar. 2 gün sonra yeniden gidildi, yine ateş açıldığı iddiası var. Avukatlar silah sesleri duymadık diyorlar. Ama Başsavcı vekili ve yanındakiler ateş açıldığını söylediler. Dolayısıyla tuhaf bir muamma var. Her ne kadar 85 delil orada toplandı denilse de ben bu delilerin karartıldığını düşünüyorum, yani delilerin orada olduğunu düşünmüyorum. İki gün sonra toplanan delillerden hiçbir şey çıkmaz.

FAİLİ MEÇHUL KALABİLİR Mİ?

FAİLİ MEÇHUL KALMA İHTİMALİ YÜKSEK

Yani Roboski, Musa Anter, Ankara patlamasında olduğu gibi, diğer bütün olaylar sonuçsuz kaldı. Ben bu soruşturmanın akıbetinden çok umutlu değilim ama en kötü ihtimal suçu Tahir Elçi’ye atabilirler. Zaten mevcut havuz medyası son günlerde Tahir elçi’yi neredeyse terör örgütü olarak lanse ettiğini de görüyoruz. Programdan sonra linç kampanyası başlatıldı. Elçi, Ahmet Kaya, Hrant Dink’in akıbetine uğradı. Elçi’nin ölümü için zemin hazırlanmıştı. Zemin hazırlansan vurmak isteyen çok kişi çıkar. Linç kampanyasını başlatan süreci gözden geçirmek lazım. Türkiye’de bir insanı farklı görüşünden dolayı linç etmek, hedef haline getirmek o kadar çok kolay ki. Kimin öldürdüğü önemli değil, kimin linç kampanyaları başlatıp bu seviyeye getirdiği önemli, Türkiye’deki bu anlayışın mahkûm edilmesi lazım.

İNSANLAR DEVLETE GÜVENMİYOR!

İnsanların devlete güveni yok. Devlet empati kuran, yurttaşını kucaklayan onlarla hasbi hal eden bir aygıt değil, devlet baskı ve şiddet aygıtına dönüştü maalesef. Devlet burada sert yüzünü gösteriyor. Şimdi bu sert yüzünü sürekli gösterince insanlarda geri adım atıyor. Haliyle devlete karşı antipati besliyor. Bunların ortadan kalkması için bu dilin ve üslubun değişmesi lazım. Bir empati kurması lazım. Yani bu insan ne istiyor, talebi nedir? Demesi lazım. Yani silahın ve şiddetin artık yöntem dışı kalması gerekiyor. Bu yöntem artık demokratik bir yöntem değil, Devletin de bu güvenlikçi, asayişçi anlayışından vazgeçmesi lazım. 2013’tebaşlayan ve Şubat ayında Dolmabahçe mutabakatından sonra masayı devirme hikayesine kadar ki bu masayı deviren Hükümet’in ta kendisidir. Bu masanın yeniden kurulması lazım. Tahir elçi gibi insanlara ihtiyacımız var. Onlar gerçekten önümüzü açtılar. Onların istencini hayata geçirmemiz lazım. Buda barıştır”

(Sait BAYRAM’ın Özel Röportajı)

Muharrem Erbey (1) Muharrem Erbey (2)

216 Total Views 1 Views Today

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

İlgili Terimler :
TemaFabrika