...
HAVA DURUMU
hava durumu

Diyarbakir

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 19 Kategoride 12815 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

Koluman: “Savaşın son bulmasını istiyoruz”

05 Ocak 2016 - 511 kez okunmuş
Ana Sayfa » Röportaj»Koluman: “Savaşın son bulmasını istiyoruz”

Pir Sultan Abdal Derneği Diyarbakır Şube Başkanı Av. Cafer Koluman, Bölgede yaşanan sokağa çıkma yasaklarını, Alevi Bektaşi Federasyon, Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri tarafından başlatılan açlık grevi ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın son dönemlerde Alevilere yönelik sarf ettiği açıklamaları haberdiyarbakir.gen.tr’ye değerlendirdi.

İnsanlar ölmesin, savaşa karşı barışı inşa edelim şiarı ile ABF, PSAKD ve diğer Alevi kurumlarının ortak bir şekilde yaptığı açlık grevi eylemi çerçevesinde biz burada Kürdistan bölge şubeleri olarak eş zamanlı olarak, süresiz dönüşümlü olarak sürdürülen açlık grevlerine bir günlük destek açlık grevi başlattıklarını ifade eden Koluman, “Şu an açlık grevlerinde olan Alevi kurumları olarak, çatışmaların, savaşın, operasyonun derhal son bulmasını istiyoruz” dedi.

Bölgede yaşanan olayları değerlendirebilir misiniz?

BASKI, ŞİDDET VE İNKÂRLAR BİZİ ÜZMEKTEDİR

Bölgede son dönemde yaşananlar gösteriyor ki, git gide otoriterleşen bir yönetim sistemiyle karşı karşıyayız. Özellikle Kürdistan bölgesinde yaşanan, baskı, şiddet, inkar ve göçertme uygulamaları gerçekten bizleri derinden üzmektedir. Bizler bölgedeki sivil toplum kuruluşları ve Alevi kurumları olarak yapılan tüm bu insanlık dışı uygulamaları kabul etmediğimizi ve var olan bu kötü gidişe sessiz kalmayacağımızı belirtmek isteriz. Bir günlük de olsa destek açlık greviyle, buradaki yoldaşlarımıza, canlarımıza ses vermek, güç katmak istedik. Bugün federasyonumuzun başlatmış olduğu açlık grevi eylemi 7. günündedir ve bu eylemin Türkiye genelinde yayılması taraftarıyız. Bölgede yürütülen bu şiddet ortamının sadece Kürtleri hedeflemediğini, Kürtler şahsında toplumun bütün muhalif kesimlerine yönelik bir sindirme politikası olduğunu biliyoruz. Bu sorun sadece ne Kürtlerin ne de Alevilerin sorunudur, bu sorun ortak vatanda yaşayan herkesin sorunudur. Daha dün Gezi direnişi sürecinde ‘biz devleti böyle tanımamıştık’ diyenlerin bugün yaşananlar karşısında sessiz kalmasını da doğrusu anlayabilmiş değiliz. Bugün bu bölgeye çevrilmiş namluların, uygulanan baskının yarın, bugün susanlara çevrilmeyeceğinin bir garantisi olmadığını söylemek isterim. Bu topraklar 32 medeniyete ev sahipliği yapmış kadim topraklardır. Bugün yasaklı olan Suriçi’ne girdiğiniz zaman birçok medeniyetin eserlerini görebilirsiniz.

Alevi kadınlarının Sur’da yaşanan operasyon ve sokağa çıkma yasaklarına karşı yaptığı eylemi nasıl değerlendiriyorsunuz?

BÖLGEDE TRAVMA YAŞIYOR

Bugün bu topraklarda, Türk İslam sentezli tekçi bir anlayışla, diğer halklar, kültürler yok sayılıyor, ötekileştiriliyor. Tarih tabii ki birçok şeye tanıktır. Kerbele’da olduğu gibi, katliama olduğu kadar bir direnişe de tanıktır. Baskının olduğu her yerde bir direniş kültürü de mutlaka var olacaktır. Baskılarla halkların inançlarının, varlıklarının yok edilemeyeceğine tanıktır tarih.  Bugün bölgede olağanüstü halden çok daha kötü uygulamalarla karşı karşıyayız. O dönemi yaşayan bir bölge insanı olarak söylüyorum. O dönemlerde yurttaşların normal yaşamı, esnafın ekonomik hayatı yine bir şekilde devam edebiliyordu ama bugün geldiğimiz noktada kent yaşamı durmuş halde. Daha dün Sur bölgesindeydik ve yurttaşların yaşadıklarını bire bir gözleme imkânımız oldu. Vatandaşlar adeta bir travma yaşıyor, herkeste büyük bir tedirginlik ve kaygı hali egemen. Bir kaç gün önce, Türkiye genelinde Alevi kadın hareketleri Sur’da bir buluşma gerçekleştirdi. Bölgede yaşayan kadınların sesine ses katmak, bölge kadınlarının çığlığına ortak olmak için Cemevimizde bir buluşma gerçekleşti. Sur içi İskender paşa mahallesinde lokmalar paylaşıldı, semahlar dönüldü. Alevi kadınları Sur’da semaha durduğu sırada bu bölgede bir patlama gerçekleşti ve bir kadın yaşamını yitirdi.

Alevi yurttaşlar olarak önerileriniz nelerdir?

ÇATIŞMALARIN SON BULMASINI İSTİYORUZ

Biz öz olarak şu an açlık grevlerinde olan Alevi kurumları olarak, çatışmaların, savaşın, operasyonun derhal son bulmasını istiyoruz. Kürt ve Kürdistan halkının kimliğinin, statüsünün tanınmasını ve ortak vatan altında yaşayan tüm kültürlerin inançların kendilerini özgürce ifade edecekleri koşulların oluşturulmasını ve bütün bu hakların anayasal güvenceye kavuşturulmasını istiyoruz.  Bir an önce operasyonlar durmalı, sokağa çıkma yasakları kaldırılmalı ve diyalog masasına dönülerek, sorunların demokratik müzakereler yoluyla barışçıl bir çözümü sağlanmalıdır.

Diyanet İşleri Başkanlığının açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

BU SÖYLEMLERE YABANCI DEĞİLİZ

Biz bu söylem ve yaklaşımlara çok yabancı değiliz. Nihayetinde Diyanet İşlerinin Varlığı bile başlı başına sıkıntılı bir durumdur. Biz halen 12 Eylül Anayasası ile idare ediliyoruz. 35 yıldır 12 Eylül Anayasası ile yönetiliyor bu ülke. Bir taraftan Laik devlet diyorsunuz, diğer taraftan Anayasa’nın 136. maddesinde Diyanet İşler başkanlığını kuruyorsun. Diyanet İşleri Başkanlığı 1925 yılında kurulurken, Halifelik kaldırıldı, yerine daha modern Cumhuriyet yapısına uygun Diyanet İşleri Reisliği, reislikten Başkanlığa, Başkanlıktan gittikçe daha büyük bir yapıya büründü. Devasa bir kurum oldu. 8 Bakanlığın bütçesine denk gelen bütçeye sahiptir. Devlet içinde Devlet örgütlenmesine sahip bir yapıdır. Ve bu yapı 120 bin kadrosuyla onlarca personel daire başkanlığıyla oluşturulan bir yapı, gittikçe daha da güçlenmeye çalışılıyor. Şuan siyasal İslami referans alıyor. Niyeti de bu devletin tekçi anlayışı olan Türk-İslam sentezini vurgulamaya çalışan bir yapı. Osmanlı’da nasıl Şeyhülislam nasıl bir fetva makamıysa Türkiye’deki yönetim varlığı da budur. Dolayısıyla bu yapı içerisinde Aleviler yoktur. Bu ülkede yaşayan halklar yoktur. Sadece devletin paradigmasına uygun hareket eden kurumun olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla bunun dışındaki herkesi yok sayan bir anlayışa sahip olduğundan dolayı da Alevileri tanımasını bekleyemezsiniz. Eskiden beri Alevilere yaklaşımlarını bilmekteyiz. Biz her zaman şunu söylüyoruz; Diyanet İşleri başkanlığı olduğu müddetçe bir ülkenin demokratik olduğundan söz edemezsiniz. Laik bir devlet olduğunu söyleyemezsiniz.

DİYANET BAŞKANLIĞININ KALDIRILMASINI İSTİYORUZ

Gerçekten demokratik, hukuk ve laik bir devlet olmasını istiyorsanız Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılması gerekir. Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılması demek Din’e karşı olmak demek değildir. Biz asla Din’e karşı değiliz. Herkes, nasıl ki bir kendi inancımızın özgürleşmesini istiyorsak, elbette ki diğer inançlara da saygılıyızdır.  Diyanet İşleri Başkanlığının yerine Din İşleri Üst Kurulu kurulur. Bu kurulda sivil bir yapıya büründürülür. Avrupa’da da işlenen yapı budur. Asla ve asla Alevi-İslam Başkanlığı diye bir yapı istemiyoruz. Tümden Diyanet İşleri Başkanlığının lağv edilmesini, Devletin gerçekten de bütün dinlere ve inançlara eşit mesafede olması adına farklı bir yapı ile bu işi devam ettirmesini talep ediyoruz. Son günlerde Cemevi, caminin alternatifi diye bir takım söylemleri oluyor. Halen geldiğimiz nokta itibariyle anlayışın değişmediğini, paradigmanın devam ettiğini, bugünlerde Başbakan Davutoğlu’nun açıkladığı Cemevlerine statü verilecek söylemini boşa çıkartan bir söylemdir. Nihayetinde Diyanet İşleri Başkanlığı doğrudan Başbakanlığa bağlıdır. Diyanet İşleri Başkanlığının bu söylemi Başbakan’a bağımsız olmadığını düşünmekteyiz. Başından beri de söylemiştik, Davutoğlu’nun bu yaklaşımı doğru bulmuyoruz. Bu konuda samimilerse Alevilerin talepleri bellidir. Bu talepleri bu şekilde bir çalışma yürütürlerse biz bu konuda destek sunmaya hazır olduğumuzu belirtmek isteriz.

(Sait BAYRAM’ın Özel Röportajı)

pir sultan abdal açlık grevi pir sultan abdal açlık grevi (1)

pir sultan abdal açlık grevi (2) pir sultan abdal açlık grevi (3)

227 Total Views 3 Views Today

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

İlgili Terimler :
TemaFabrika