Dolar : Alış : 3.5162 / Satış : 3.5225
Euro : Alış : 4.1818 / Satış : 4.1893
HAVA DURUMU
hava durumu

Diyarbakir33°CÇok Bulutlu

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 19 Kategoride 13295 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

Şimşek; “Kürtle Türk’ü barıştırmazlar”

04 Ocak 2016 - 739 kez okunmuş
Ana Sayfa » Röportaj»Şimşek; “Kürtle Türk’ü barıştırmazlar”

Siyasetçi ve Kanaat önderi Mahmut Şimşek, 7 Haziran sonrası yaşanan gelişmeleri, sokağa çıkma yasakları, çatışmalar, operasyonlar ile Hükümetin ve HDP’nin olaylara bakış açısını değerlendirdi. Oldukça çarpıcı açıklamalarda bulunan Şimşek, “Kürdle Türk’ü barıştırmazlar” diye iddialı bir söylemde bulunuyor.

7 Haziran sonrası bölgede oluşan tabloyu değerlendirebilir misiniz?

SÖZE GEREK OLMAYAN NOKTAYA SÜRÜKLENİYORUZ

Sözün bittiği erde olmasak da söze gerek olmayan bir noktaya sürüklenmekteyiz. Demokratik değişimi hazmedemeyen, Çözüm süreciyle devlet aygıtı elinden alınan kimi kesimler Ergenekon’un aklanması ile Kürd Silahlı hareketini ve bileşenlerini yanlarında görmeyi hızlandırdılar. Kürdü hem İktidara hem de Kürde vurdurmak planı uygulamaya konuldu. Sol bileşenler, Kemalistler,  Örgütlenemeyen sosyal demokratlar, Birleşme moduna geçtiler ve bunda da ancak 7 Haziran seçimi ve sonrasında muvaffak olmaya gayret ettiler. Bu kesimler Kürdü sorunsalın merkezine koyarak, Kürd Demokratik Haklarından yoksun bırakmak isteklerini adeta iktidarla çatıştırarak pratikleriyle uygulamaya koydular. 7 Haziran öncesi Demokratik adımları, reformları önleyemeyenler, Geziyi genelleştiremeyenler, Sırrı Süreyya  gibi Kemalist sol meddahlarla Kürd Gövdesini Gezi’ye çekemeyenler, Ak Parti iktidarını düşürme senaryosunun gücünü,  kendilerinde değil, Mazlum Kürdün Silahlı kanadında  gördüler. Oportünist Alevi kesimi, Kirliliği aşamayan cemaat,  sol çocukluk hastalığından kurtulamayanlar, CHP, Anti Ak partileşerek hep bir ağızdan;  “Türkiyelileş seninleyiz HDP” dediler.  PKK içindeki Kemalist bünye de evrimleşerek ses vermeye başladı. 2015’in 22 Temmuzdan beri ise PKK/HDP için sandıkla kendi ispatlamış halkı silahla sınamaya kalkışanları ve devletin değişen yüzünü, olup bitenleri hep beraber görüyoruz.

Hendeklerle başlayan çatışmalı süreç sokağa çıkma yasaklarıyla devam ediyor. Ve hükümet başta olmak üzere HDP tarafı karşılıklı restleşmelerini de sürdürüyor malumunuz… Müzakereye dönülsün deniliyor ama her iki tarafta şimdiye kadar bir işaret yok? Sizce ne bekleniyor?

YAZILANLARLA SÖYLENENLER ÇELİŞKİLİ

Her silahlı hareketin ruhunda ve dilinde bir bağımsız toprak, bir de özgürlük şiarı var. Devletsiz ulusların tarihi böyle yazar. Ancak hepimiz PKK’nin yazdıkları, söyledikleriyle çeliştiğini biliyoruz. Bunları görüyor ve yaşıyoruz ki PKK, toprak talebim yok,  taleplerini siyasi demokrasiye indirgemiş, indirgemesine ama elinden silahı, ağzından da Ak Partiyi düşürmüyor. Sanki süreç bizi iç kaosa, PKK yi de Kemalist ulusal birliğe götürdüğünü, PKK-Qandil yönetiminin açıklamalarında görüyoruz. Devlet yönetiminin ise, güvenli duruşu yerine güvenlik üzerine her şeyi yeniden inşa etmeye kalkması geç kalmanın zaafını gidermeye çalışma telaşıdır.

Bu süreçte Haklı kim diyebilir miyiz?

SOKAĞA ÇIKMA YASAĞINDA KİMSE HAKLI DEĞİL

Devlet ve siyaset adamları sözleriyle güven verirler. Ne sana oy veren seçmenine sığınarak sokakları xılık(yığma taş)la kapatmaya ne de burada “terörist var” deyip sokağa çıkma yasağı koymak kimseyi haklı kılmıyor. Bu işin öncesi var ve hele PKK ve HDP’yi hiç mi hiç haklı kılmıyor. Hele belli ilçeleri ele geçirmeye soyunan PKK tavrını “kıssasa kıssas kabul etse ve uygulamada özenli davransa da,  yer yer sertleşen devlete demezler mi bunca “lojistik” ve silah ikmali sağlayan silahlı güçle ilgili istihbari çalışmaları için, Bürokrasiye “daha önceleri nerelerdeydiniz.” diyen bir güç yok… Bu çatışma koşullarında HDP konuşulacak muhatap seviyesinde değil.

Neden konuşacak seviyede değil?

MÜZAKERE YİNE ÖCALAN İLE BAŞLAR, HDP İLE DEĞİL

Siyasi ağırlığı taşıyamadığı, devlet ricaliyle muhatap olmayı beceremediği, içindeki Türk solunun verdiği gazdan kurtulamadığı ve Kandilin çizgisini izleyemediği, legal ittifaklarda bile Kandil yönetiminin onu(HDP’yi) atlayarak, yok sayarak CHP ye çağrı yapar hale geldiği bir yerdeyiz. Müzakere ise, yine Öcalan’la başlar. HDP ile değil. İllegal olarak devlet bürokrasisi ile Kandil arasında görüşmeler olur, oluyordur da.  Ne var ki, Türkiye’de siyasetçiler İbrahim Tatlıses’in “Te go, mı go” (Dedin-dedim) deyişi gibi sadece sataşma siyaseti yapıyorlar. Siyaset tarlalarına da dedikodu, kavga ve kirli çıkardan başka bir şey ekemiyorlar. Türkiye’de siyaset yeniden o bildik, klasik müesses nizamın kucağına oturdu bu çok tehlikeli. Sivil ve Demokratik Örgütlerin tavrı ve tarzı Kapışanlara benziyor. Vakıflar ve dini ve sivil kanaat insanları ya taraf olmaya ikna edilmiş ya da susturulmuş gibi. İşler zorlaşıyor. Ama Ölümün dışında her şeyin çaresi, çözümü var. Biraz sabır. Yalnız bu sabır bize bağlı ve yüreğimizde ki sabır değil…

Ya öyle mi, peki bu nasıl bir sabır nerededir?

“KÜRDLE TÜRK’Ü BARIŞTIRMAZLAR”

Kimileri, belki kızacak ama maalesef bu gelmesi beklenen sabrın adı Uluslararası Garantörlerdir. Bir başka deyişle Kürd kartı uluslararası platformlardadır diye diye dilimizde tüy bitti. Ulus devletin red ve inkâr politikalarının ulusalcı, şoven egosu ancak Ak Parti iktidarı ile göreceli olarak imana gelip Kürdünü tanısa bile yapılanların yetmeyeceğini de biliyoruz. Kürd kartı uluslararası platformlardadır. O nedenle; Kürdle Türk Barışamaz. Ancak onları Emperyal garantörler barıştırabilir diye düşünüyorum.

Peki, taraflar o güne kadar ne yapmalılar?

DEVLET DEDİĞİNİ YAPMALI, DÜN YAPTIĞINDAN YARIN VAZGEÇMEMELİ

Kürd ve Türk siyasetçileri göreceli de olsa biri birlerine inanmaları kadar, Demokrasinin erdemine inanmak ve ortak yaşamın iklimini yaratmak zorundalar. Devlet adil, büyük ve uyumlu olmalı. Dediğini yapmalı, dün yaptığından yarın vazgeçmemeli. Yapıp ettiklerini siyasetçilerin yüzüne söylerken siyasetçi ile halkı karıştırıp, söyledikleriyle halkı rencide etmemeli. Yasa devleti yerine karalı hukuk devleti olduğunu inatla savunmalı ve bu tavrından vaz geçmemeli.  Kürdler ve Türkler imkânsızı değil, birlikte doğruyu ve demokrasiyi, eşitçe bir arada yaşamayı hedeflediğini pratikte gösterebilmelidir.

Sur’dan ikinci kez göç eden vatandaşların durumunu yakından biliyorsunuz! Kalırsa örgüt tarafından kullanılıyor giderse mağdur oluyor ki 25 bin insan göç etti çoğu pansumanvari tedbirlerle hayata tutunmaya çalışılıyor.. Bu vatandaşlara neler yapılmalı?  

BASKI KABUL EDİLMEMELİDİR

Senden olduğunu bildiğin ve sandıkta kendini senden yana ispatlamış kitleyi sen ölümle dener veya yorarsan, başkası onu daha rahat avlar. Sur’un tarihi, daracık bilmecemsi sokaklarında kanlı işler tam bilmecemsi yapılıyor. Kullanılan yöntemler Direnme savaşı izlenimi verse de direnen halk değil, lümpen gençlik, yerel milis ve nispi oranda gerilla koordinasyonudur. Halkın katılımına bakılırsa dağ fare doğurmuştur.  Varoşlaşmış, fakir halkın, işsizliğin, uyuşturucunun ve genç nüfusun en fazla olduğu Sur ilçesinde 35 yıl yaşayan biriyim. Çatışma ve kuşatmaların yaşandığı Hasırlı, Fatih Paşa ve nispeten Ziya Gökalp Mahalleleri son göçlerle boşaltılan köylerden gelip yerleşenler ağırlıktadır. Baskı baskıdır. Kimden ve nedeni ne olursa olsun baskı kabul edilmemeli. Devletin görevlileri içinde de ırkçı, şoven,  sadist ve intikamcı bireylerin davranışları da örtbas edilmemeli. Olup bitenlerin tümünü sahiplenme görevi devletindir. Terör mağdurları yasası ile bu maddi mağduriyetler, esnafların özel konumu dâhil, telafi edilir. Ölümlerin olmaması için önlemler ve diyaloglar önemli. Hasmane tutumlardan ziyade devlet anlayışı, kararlılığı ve sahipliliği yurttaşa güven vermeli. Devlet burada mağdurlara, “ Ez di dîya birê te nim, lê tû pir meriv kî başî.” ( Kardeşinin anasını……….. edeyim ama sen çok iyi bir adamsın.) anlamında yaklaşmamalıdır. Güvenlik gücünün girdiği yerlerde zarar ziyan komisyonları zaten çalışıyor. İşte burada içsel sabır önemli…

GEÇİCİ DAVRANIŞ BİÇİMLERİDİR

Hükümet HDP’yi artık muhatap olarak görmeyeceğini onun yerine HÜDAPAR veya Akil insanları ya da diğer Kürt partileri muhatap almaya hazırlanıyor? Sizce bu doğru mu? HÜDAPAR bölgede ne yapar, HDP’siz bir çözüm olur mu?

Bunlar geçici davranış biçimidir.  Geçmişte de buna benzer gerginlikler yaşayan bir toplumuz. Siyasi liderler maalesef tek başlarına efelenmeyi maharet sanıyor. Siyaset sanıyorlar. Burada da HDP eş başkanlarının tavrı hele Kürdün en çok susadığı yeni bir Anayasa görüşmelerinde her siyasetten daha hazırlıklı ve olgun yaklaşılmalıydı. Bir Başbakana “ gelir kaçak çayını içer, gidersin.” denmez. Zira isadan önce de isadan sonra ki, dünya savaşları tarihinde barış süreçlerini ve kimi hikayelerini bu eş başkanlara hatırlatmak gerekir. Evet, HDP yönetimini muhatap alma nedenselliğini de iyi tahlil etmek gerekir. Siyasi bir remz olmakla beraber, kendisi olamayan bir dava adamları topluluğudur. Legalitede DEP den HDP ye kadar bu gelenekten gelmiş ve gelecek tüm partileri, Kürdlerin siyasi sığınma evi haline gelme koşullarını ortadan kaldırılmalı. Bu da ülkede demokrasinin kurumsallaşması ile paralel,  PKK nin silah bırakıp legal yaşama katılana kadar HDP, DBP gibi partiler renksiz fotokopi olarak var olacağı anlamına gelir. Bu gibi parti sözcülerinin seviyesiz siyaset yapmaları ne kadar yanlış ise, parlamentodaki gurubu olan bir partiyi muhatap alınmaması da öyle yanlıştır. Ne yazık ki, iki yanlış bir doğru etmiyor

Yani, özetlersek ve HüDAPAR ve diğer partilerin rolü ve varlığı ne olur?

DEVLET HDP’Yİ DEĞERLENDİRİYOR

Özetle, HÜDAPAR’ın ve ya diğer Kürd tandanslı partilerin ka’ale alınması zaten demokratik plüralizmin(çoğulculuğun) gereğidir. O ayrı bir şeydir. Devletin ön ve arka bahçelerinde yaşayanlar bu Partiyi ve tüm partileri değerlendirmek zorunda. Ki, bana göre devlet HDP’yi değerlendiriyor, hem de fazlası ile… Ancak HÜDAPAR bu coğrafyada sırtını batıya dönmüş bir inanç çiçeği olarak kalır ve kâh devletle kah bölgede güçlü olacak Kürd bölgesel partileriyle çakışınca susacak, çatışınca da ortalık kan revan olacak… Bu toprakların bir siyasi diyalektiğidir. Bunu göreceğiz… Hüda-Par ne ölür, ne dirilir!

HDP ve benzeri partiler ne olur?

Onların ömrü, sanırım PKK’nin legalleşmesine, yani ülke demokrasisiyle doğru orantılı olur.

DEMOKRATİK ÇÖZÜM DEVLET STRATEJİSİDİR

Hükümet pazarlık olması durumunda Demokratik Çözüm ya da ”Öz Yönetimi” kabullenir mi?

Demokratik Çözüm, bir devlet stratejisidir. Rötar olsa da peryodik olarak devam eder. Çözüm Süreci aynı zamanda demokratça konuşma, tartışma ve anlaşma platformudur. Tarafların Devlet kanadı tekil ve yönlendirici olmak durumunda. Önerileri demokratik çoğulcu ve kucaklayıcı olmalı. İktidar partisi suskun adamlarla ve geri çekilerek bölgede küçüldü. Demokratik siyaset üretemedi. Kısaca, Hükümetin bu konuda Bölgede dersini iyi yapan yerel ve genel bir ekip oluşturduğu söylenemez. Kürd cenahı Tek başına PKK/HDP ile yürütülemez. Prular(çoğulcu) olmalı, diğer Kürd partileri, kanaat insanları ve akademisyenlerinden oluşmalı.

Yani!

DEMOKRASİ YOLUNA HAZIR DEĞİL!

Demokratik Yol ve yordam aranan bir süreçte, yeni bir Anayasaya ihtiyaç duyulan bir süreçte PKK’nin harakiri yaparak solculaştırırken Türkleştirdiği; HDP’yi legalitede parlamentarist giysiler içinde sıkboğaz ettiği bir süreç yaşanmaktadır. Üstelik devrimci halk ve direnme savaşı başlatmasını öz Yönetim kılıfına sarmalaması ve onu halkına tarif edememesi enteresan. Öz yönetimden onun da ne anladığını bilmemesinden çok harakiri yapmasından, kadrolarını heba etmesinden ve demokrasi yoluna çok da hazır olmadığı anlaşılıyor. PKK’ce öz yönetim tanımı yapılmamış değil, ne isteyeceğini bilmediği için değil, ama maalesef öz yönetim teorisinin pratiğiyle uyuşmayan kanlı baskın ve kavganın adı nerede öz yönetim olmuş. Şahsen bilmiyorum. Bildiğim Öz yönetim; yerel ve yerinde yönetimi birlikte yaşamanın yani tam demokrasinin sistem içinde diğer parçalarla birlikte yaşamanın öbür adıdır. PKK/ HDP ilave mecburen beraber yiyeceğimiz daha bir fırın ekmek var diyeceğim ama o ekmek bile bile gençlerimizin kanına batırılacak, acı olan bu…

Son olarak önerileriniz yani iki tarafa da önerileriniz ne olacak?

Vallahi bu ne söz işi ne akıl verme işi ne de önerme işi.

Ya ne işi Üstadım…

Demokrasi safları sıklaşmalı diyeceğim ama demokratik geleneğimiz yok. Sosyal demokratı olmayan ve dirayetli liderlerden yoksun bir parlamentoya mı, kuruşa el açmış sendikaya mı, merdiven altı sıra bekleyen, yalaka STK ve DKK’lara mı, siyasallaşan fetvacılara mı hitap etmek de haddim değil.  Belki, sen de kızacaksın Sait Bey kardeşim amma… PKK Kürdlerinin en çok kızdığı adam Recep Tayyip Erdoğan-Abdullah Öcalan bu işi ABD’nin önüne koydu, koydu. Yoksa bir çeyrek yüzyıl daha bu kan akmaya devam eder… (Sait BAYRAM’ın Özel Röportajı)

Mahmut Şimşek

356 Total Views 1 Views Today

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

İlgili Terimler :
TemaFabrika